Ex Ante: Japonya Örneği
Dijital platformlar için bir ex ante rekabet rejimi ve Mobil Yazılım Rekabeti Kanunu (MSCA).
Rekabet hukuku · Dijital piyasalar · Teknoloji hukuku.
Giriş
Dijital ekonominin yükselişi, rekabet hukukunun en temel kabullerine ilişkin tartışmayı yeniden açmıştır. Geleneksel rekabet denetimi, pazar gücünü tespit etmeye, rekabeti kısıtlayıcı davranışı incelemeye ve ancak ihlal gerçekleştikten sonra müdahale etmeye dayanır. Bu yapı, fiyat ve miktar ekseninde dönen sanayi çağı rekabet anlayışına uygundu. Dijital platformların ulaştığı iktisadi güç, veri üstünlüğü ve ağ etkileri ise bu yaklaşımın belirli pazarlarda yeterli kalıp kalmadığını sorgulatmaktadır.
Apple, Google, Amazon, Microsoft ve Meta gibi şirketler bugün artık yalnızca belirli pazarlarda faaliyet gösteren teşebbüsler değildir. Milyonlarca işletmenin müşterisine ulaştığı, uygulamaların dağıtıldığı, ödemelerin işlendiği, verinin işlendiği ve yapay zekâ sistemlerinin geliştirildiği dijital ekosistemlerin kapı bekçileri hâline gelmişlerdir. Bir geliştiricinin kullanıcılara ulaşıp ulaşamayacağı ya da bir girişimin ölçeklenip ölçeklenemeyeceği, çoğu kez bu ekosistemlerin koyduğu kurallara bağlıdır.
Bu dönüşüm karşısında birçok ülke yeni düzenleyici modeller geliştirmektedir. Avrupa Birliği’nin Dijital Piyasalar Tüzüğü (DMA) en bilinen örnektir; ancak Japonya da rekabet hukukunda kendine özgü bir yaklaşım benimsemiştir. Japonya’nın seçtiği model literatürde sıklıkla “ex ante dijital rekabet rejimi” olarak anılır ve uygulanmış, güncel bir rejim olduğu için yalnızca kuramsal değil deneysel olarak da gözlemlenebilir.
Bu çalışma, Japon rekabet hukukunun temel yapısını, ex ante yaklaşımın dijital platformlara ve yapay zekâ ekosistemine nasıl uygulandığını, getirdiği somut yükümlülükleri, Apple ve Google’ın bu yükümlülüklere verdiği fiilî yanıtları ve modele yöneltilen eleştirileri değerlendirmeyi amaçlar.
Japon rekabet hukukunun temelleri
Japon rekabet hukukunun temeli 1947 tarihli Antitekel Kanunu’dur (AMA). Uygulamadan sorumlu otorite Japonya Adil Ticaret Komisyonu’dur (JFTC). JFTC, kartellerle mücadele, yeniden satış fiyatının tespiti, hâkim durumun kötüye kullanılması, birleşme ve devralmaların incelenmesi ve tekelleşmeye yol açabilecek davranışların önlenmesi gibi alanlarda faaliyet gösterir.
Japon rekabet hukuku uzun yıllar Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri’nin klasik ex post uygulamalarına benzer biçimde yürütülmüştür. Bu modelde rekabet otoritesi iddia edilen ihlali soruşturur, ilgili pazarı tanımlar, rekabeti kısıtlayıcı etkileri çözümler ve ancak bundan sonra yaptırım uygular. Yöntem mevcut bir zararın somut ispatını gerektirdiğinden hukuki belirlilik bakımından sağlam, hız bakımından kırılgandır.
Bu kırılganlık dijital pazarlarda daha görünür hâle gelmiştir. AMA çerçevesinde kartel dışı alanlarda — özellikle dışlayıcı tekelleşme ve hâkim durumun kötüye kullanılması dosyalarında — resmî yaptırımların son derece seyrek olduğu gözlemlenmiştir. Nitekim 2010 sonrası dönemde dışlayıcı özel tekelleşme nedeniyle ceza ancak tek bir dosyada uygulanabilmiştir.
Bu tablonun en somut göstergesi, JFTC’nin büyük bir teknoloji şirketine yönelik ilk resmî yaptırımının ancak Nisan 2025’te Google hakkında gelmiş olmasıdır. Karar, Google’ın cihaz üreticileriyle akdettiği MADA ve RSA türü anlaşmaları hedef almıştır; ancak dayanağı hâkim durumun kötüye kullanılması (tekelleşme) değil, ispatı görece daha kolay olan adil olmayan ticari uygulama (UTP — “kısıtlayıcı koşullarla işlem”) hükmüdür. Üstelik bu ilk yaptırım bir para cezası bile içermemiştir.
JFTC’nin tekelleşme yerine UTP hükmünü tercih etmesi, klasik araçların dijital pazarlardaki sınırlarını anlatır: pazar tanımı ve rekabeti kısıtlayıcı etki analizinin yüklediği yüksek ispat eşiği, otoriteyi daha esnek bir zemine itmiştir. Ex ante rejime duyulan ihtiyaç, tam olarak bu “geç ve zor” müdahale sorunundan doğmuştur.
Dijital platformların yarattığı yeni sorun
Dijital pazarlarda rekabet çoğu kez fiyat üzerinden değil, veri, algoritmalar, kullanıcı tabanı, ağ etkileri ve ekosistem kontrolü üzerinden yürür. Kullanıcı bir platforma ne kadar bağlanırsa platform o kadar değerli hâle gelir; bu da yeni girenler için aşılması güç bir engel yaratır. Bir uygulama mağazasına, bir işletim sistemine veya bir yapay zekâ altyapısına sahip şirketler, zamanla rakiplerinin pazara girişini fiilen zorlaştırabilir.
Sorunun özü şudur: bir uygulamanın kullanıcılara ulaşıp ulaşamayacağı, bir ödeme sisteminin seçilip seçilemeyeceği ya da bir yapay zekâ uygulamasının dağıtılıp dağıtılamayacağı, çoğu kez bir avuç büyük platformun buna ne ölçüde izin verdiğine bağlıdır. Bu platformlar, pazarın altyapısını işleten ve aynı pazarda kendi ürünleriyle yarışan aktörlerdir. “Hakem ile oyuncunun aynı taraf olması” hâli, geleneksel rekabet analizinin dosya dosya kavramakta zorlandığı yapısal bir çıkar çatışması doğurur.
Japonya’nın temel tespiti, bu pazarlarda ihlalin gerçekleşmesini beklemenin rekabetin korunması bakımından çoğu kez geç bir müdahale olduğudur. Ağ etkileri yerleşip rakipler pazardan çekildikten sonra uygulanan bir yaptırım, rekabeti yeniden tesis etmek için genellikle yetersiz kalır. Bu nedenle 2023 tarihli Mobil İşletim Sistemleri ve Uygulama Dağıtımına İlişkin Pazar İncelemesi Raporu, zamanında müdahale için AMA’nın tek başına yetersiz kalabileceğini açıkça vurgulamış ve ex ante düzenlemenin zeminini hazırlamıştır.
Ex ante yaklaşım: kavram ve mantık
Latince kökenli ex ante, “önceden” anlamına gelir. Klasik rekabet hukuku ex post’tur; yani ihlalden sonra müdahale eder. Ex ante modelde ise düzenleyici otorite belirli dijital platformları önceden işaretler ve onlara doğrudan uygulanabilir davranış yükümlülükleri yükler. Bu yükümlülükler, ihlalin somut etkisinin ayrıca ispat edilmesine gerek olmaksızın hüküm ifade eder.
Yaklaşımı anlamanın en pratik yolu bir benzetmedir: kaza olduktan sonra sorumluyu cezalandırmayı beklemek yerine, rekabet otoritesi trafik kurallarını önceden koyar. Amaç cezalandırmaktan çok, rekabeti kısıtlayıcı sonuçların baştan doğmasını önlemektir. Bu mantık iki önemli teknik kolaylık sağlar. Birincisi, otorite her dosyada ilgili pazarı yeniden tanımlamak zorunda kalmaz. İkincisi, rekabeti kısıtlayıcı etkinin ayrıntılı analizi yerine soru, davranışın yasak bir kategoriye girip girmediği olur.
Bu kolaylığın bedeli esneklik kaybıdır. Etki temelli (rule of reason) analiz yerine biçim temelli (per se benzeri) yasaklar benimsendiğinde, somut olayda rekabeti fiilen artıran bir davranış da yasağın kapsamına girebilir. Japon modeli bu gerilimi bütünüyle ortadan kaldırmaz; ancak DMA’dan farklı olarak, işaretlenen işletmecilerin “makul gerekçe” veya “meşru neden” göstererek belirli yükümlülüklerden sıyrılmasına imkân tanıyarak bir orta yol arar.
Mobil Yazılım Rekabeti Kanunu (MSCA)
Japon ex ante modelinin en somut örneği Mobil Yazılım Rekabeti Kanunu’dur (MSCA). Kanunun resmî adı “Belirli Akıllı Telefon Yazılımları Bakımından Rekabetin Teşviki Hakkında Kanun”dur (58/2024 sayılı Kanun); gayriresmî adı “Akıllı Telefon Kanunu” veya Japonca kısaltmasıyla “Sumaho Shin-hō”dur. Kanun 12 Haziran 2024’te Diet’te kabul edilmiş, yasakları ve yükümlülükleri 18 Aralık 2025’te tam olarak yürürlüğe girmiştir.
MSCA sıklıkla “Japonya’nın DMA’sı” olarak anılır ve Asya’da kabul edilip fiilen yürürlüğe giren ilk ex ante dijital rekabet düzenlemesi olması bakımından özel bir önem taşır. Benzer girişimler Hindistan ve Güney Kore’de gündeme gelmiş, ancak büyük ölçüde Amerika Birleşik Devletleri ile yürütülen ticaret müzakereleri nedeniyle yavaşlamıştır; Japonya ise düzenlemeyi kararlılıkla hayata geçirmiştir.
Kanun, akıllı telefon kullanımı için vazgeçilmez sayılan dört yazılım türünü hedefler: işletim sistemleri, uygulama mağazaları, tarayıcılar ve arama motorları. Bu yazılımı sağlayan ve rakiplerinin faaliyetlerini dışlayacak veya kontrol edecek ölçeğe ulaşmış teşebbüsler, kullanıcı sayısı gibi ölçütlere göre “işaretlenmiş işletmeci” (Specified Software Operator) olarak belirlenir. Düzenlemenin kapsamı bilinçli olarak dardır; amaç sektörün tamamını değil, yalnızca yapısal kapı bekçilerini hedeflemektir.
İşaretlenen şirketler
JFTC 26 Mart 2025’te üç tüzel kişiyi işaretlenmiş işletmeci olarak belirlemiştir. Bu sınırlı liste, rejimin yalnızca dar bir kapı bekçisi grubuna uygulandığını açıkça gösterir.
- Apple Inc., işletim sistemi, uygulama mağazası ve tarayıcı bakımından.
- iTunes K.K., App Store’u Japonya’da birlikte işleten Apple’ın yerel iştiraki sıfatıyla.
- Google LLC, işletim sistemi, uygulama mağazası, tarayıcı ve arama motoru bakımından.
Kanun bu işletmecilere yaklaşık on dört kategoride yasak davranış ve uyum yükümlülüğü getirir. Düzenlemenin maddi çekirdeği, doğrudan uygulanabilir yasaklar (5–9. maddeler) ile uyum şartlarından (10–13. maddeler) oluşur. Temmuz 2025’te yayımlanan ayrıntılı JFTC Kılavuzu, varsayımsal örnek senaryolar yoluyla bu hükümlerin kapsamını somutlaştırmış ve işletmecilerin öngörülebilirliğini artırmayı amaçlamıştır.
Getirilen yükümlülükler ve önceki durumla karşılaştırma
MSCA’nın önemini anlamak için getirdiği yükümlülükleri Aralık 2025 öncesi uygulamayla karşılaştırmak yararlıdır. 2024’ten önce Japonya’daki mobil ekosistem sıkı biçimde yönetiliyordu: iOS’ta üçüncü kişi uygulama mağazalarına izin verilmiyor, dijital içerik satan uygulamalar Apple’ın faturalama sistemini kullanmaya zorlanıyor ve geliştiriciler kullanıcıyı web üzerinden ödemeye yönlendiremiyordu. Sonuç olarak bir uygulama içinde ne fiyat karşılaştırması ne de harici bir ödeme bağlantısı mümkündü.
Alternatif uygulama mağazaları bakımından MSCA, platformların kullanıcıları yalnızca kendi mağazalarını kullanmaya zorlamasını yasaklar. Bu, uygulama dağıtımının tek bir kanal üzerinden kontrol edilmesini önlemeyi amaçlar. Yürürlüğe girişle Apple, iOS tarihinde ilk kez Japonya’da üçüncü kişi uygulama pazaryerlerine kapı açmıştır; Android tarafında zaten görece açık olan Google modeli üçüncü kişi mağazalarına izin vermeyi sürdürmüştür.
Alternatif ödeme sistemleri bakımından geliştiriciler artık yalnızca platform sahibinin ödeme altyapısını kullanmaya zorlanmayacaktır. Geliştiriciler uygulama içinde kendi ödeme sistemlerini sunabilir veya kullanıcıyı işlemi tamamlamak üzere bir internet sitesine yönlendirebilir. Uygulamada Apple, alternatif ödeme seçeneklerinin her zaman kendi uygulama içi satın alma yöntemiyle birlikte sunulmasını şart koşmuş, böylece kullanıcının Apple üzerinden işlem yaptığı durumda şeffaflığın korunmasını istemiştir.
Yönlendirme yasağı kuralları çerçevesinde platformlar, kullanıcıların daha avantajlı koşullar sunan alternatif ödeme kanallarına yönlendirilmesini artık engelleyemez. Harici bağlantı vermek ve fiyat karşılaştırması yapmak mümkün hâle gelmiştir. Kendini kayırma yasağı altında platform işletmecileri kendi ürün ve hizmetlerini rakiplere göre avantajlı konumlandıramaz; bu yasak özellikle algoritmik sıralama sistemleri bakımından kritiktir.
Buna ek olarak kullanıcı seçim ekranları getirilmiştir: hem Apple hem Google, yeni bir cihazın kurulumu veya işletim sisteminin güncellenmesi sırasında kullanıcıya tarayıcı ve arama motoru seçenekleri sunmak zorundadır. İşletim sistemi düzeyinde üçüncü kişilere NFC ve biyometri gibi vazgeçilmez donanım ve yazılım özelliklerine erişim tanınması beklenmektedir.
Veri kullanım yasağı (5. madde)
Kendini kayırma yasağının en somut biçimi veri boyutunda görülür. MSCA’nın 5. maddesi, işaretlenmiş işletmecilerin yazılım aracılığıyla elde ettikleri veriyi kendi ürün veya hizmetlerini rekabette ileri taşımak için kullanmasını yasaklar. Temmuz 2025 Kılavuzu, yasağın kapsamına giren veri türlerini örneklemiştir: kullanıcı özellikleri (ikamet yeri, ad, yaş, cinsiyet), cihaz tanımlayıcıları (hesap kimliği, IP adresi, reklam kimliği) ve ödeme için gerekli bilgiler (kredi kartı numarası, ödeme hizmeti sağlayıcısı hesap numaraları).
Yasağın önemli bir sınırı vardır: bu kullanımdan bağımsız olarak üretilen ve kamuya açık olan veriler — yani bir ticari kullanıcının bir internet sayfası, bir uygulama mağazası veya bir pazar bilgisi hizmeti üzerinden zaten erişebildiği veriler — bu kapsama girmez. JFTC, veri kullanımının dışarıdan denetlenmesinin teknik olarak güç olduğunu kabul ederek, işletmecilerden uyumu güvence altına alacak etkin iç kontrol sistemleri kurmalarını bekler ve bu sistemleri “hayati” sayar.
Yaptırım rejimi ve uyum mekanizması
Kâğıt üzerinde MSCA’nın yaptırım rejimi son derece caydırıcıdır. Kanunun çekirdek yasakları ihlal edildiğinde JFTC idari para cezası (surcharge) uygulayabilir. Ceza sabit bir formülle hesaplanır: ihlale konu mal veya hizmetlerden elde edilen cironun yüzde yirmisi. Bu oran, AMA’nın geleneksel adil olmayan ticari uygulama cezalarının (toptan ve perakendede yüzde bir ilâ üç) çok üzerindedir ve ex ante rejimin caydırıcılık iddiasını somutlaştırır.
Oranın büyüklüğünü kavramak için bir örnek yeter: Apple, geçerli bir gerekçe olmaksızın diğer uygulama mağazalarının iOS’ta çalışmasını engellediği tespit edilseydi, Japonya’daki uygulama mağazası faaliyetinden elde ettiği cironun yüzde yirmisi oranında bir cezayla karşılaşabilirdi. Bir yıl süren bir ihlalde bu rakamın 100 milyar yen (yaklaşık 540 milyon avro) düzeyine ulaşabileceği söylenmektedir. Cezanın yanında JFTC ihlalin sona erdirilmesi kararı verebilir; özel hukuk tazminat davaları ve ihtiyati tedbir taleplerinin yolu da açıktır.
Bununla birlikte uyum, öncelikle yıllık raporlar ve süregelen diyalog yoluyla sağlanır. İşaretlenmiş işletmeciler her yıl aldıkları uyum tedbirlerini ayrıntılandıran bir rapor sunmak zorundadır. JFTC bu modeli, ani ve ağır yaptırımlardan çok, ihlal riski belirdiğinde işletmeciyle temas kurarak davranışın düzeltilmesini önceleyen, diyaloğa dayalı bir denetim olarak konumlandırmıştır.
Apple ve Google’ın fiilî yanıtları
MSCA’yı salt bir metin olmaktan çıkaran, uygulanmış ve gözlemlenebilir olmasıdır. 18 Aralık 2025’teki yürürlükten hemen önce her iki şirket uyum adımlarını açıklamıştır. Apple değişiklikleri iOS 26.2 güncellemesinin parçası olarak Japonya’ya özgü biçimde sunmuş; alternatif uygulama pazaryerleri, App Store dışında ödeme işleme ve bir tarayıcı seçim ekranı getirmiştir. Android zaten görece açık olduğu için Google’ın değişiklikleri daha sınırlı kalmış; tarayıcı ve arama motoru seçim ekranları, genişletilmiş faturalama seçenekleri ve harici ile dahili ödeme yöntemlerinin yan yana karşılaştırılması öne çıkmıştır.
App Store dışında dağıtılan uygulamalar tam bir App Review sürecinden geçmeyecek; bunun yerine temel işlev ile bilinen kötü amaçlı yazılım ve ciddi güvenlik tehditlerine odaklanan bir “noter onay” (notarization) sürecine tabi olacaktır. Apple, alternatif ödeme seçeneklerinin her zaman kendi uygulama içi satın alma yöntemiyle birlikte sunulacağını ve iade desteği ile abonelik yönetimi gibi korumaların yalnızca Apple üzerinden yapılan işlemlere uygulanacağını vurgulamıştır.
Uygulamadaki en tartışmalı başlık ücret yapısı olmuştur. Apple, Japonya’da App Store komisyonunu küçük geliştiriciler ve abonelikler için yüzde ona indirmiş ve toplam ücretlerin dağıtım ile ödeme yöntemine göre kabaca yüzde beş ile yüzde yirmi altı arasında değiştiği yeni bir yapı açıklamıştır. Geçmişte standart komisyon yüzde otuz, küçük geliştiriciler için yüzde on beşti. Google ise kendi ödeme sistemi üzerinden yapılan uygulama içi satın almalarda yüzde otuz komisyonu korumuş; daha önce bütünüyle yasakladığı harici ödemeye yönlendirmede yüzde yirmi komisyon getirmiştir.
JFTC 17 Şubat 2026’da Apple ve Google’ın uyum raporlarını yayımlamıştır. Raporlar, ilk kez kabul edilen üçüncü kişi uygulama pazaryerleri, harici ödeme bağlantıları, tarayıcı ve arama motoru seçim ekranları ve veri taşınabilirliği mekanizmaları gibi somut açıklıkları ortaya koymuştur. Ancak JFTC, ücret düzeyleri ve bu ücretlerin hangi esasa göre hesaplandığı konusunda ek açıklama istemiştir; bu, raporların “koşulsuz bir geçiş” değil karışık bir yanıt aldığı anlamına gelir.
Eleştiriler ve tartışmalar
MSCA tek sesle kabul edilmiş bir düzenleme değildir; hem hukuki hem iktisadi bakımdan ciddi bir tartışmanın konusudur.
Birincisi, biçim temelli (per se) yaklaşıma yönelik eleştiridir. Bazı yorumcular, MSCA’nın AMA’nın dosya bazlı ve etki temelli analizinden ayrılarak kategorik yasaklar benimsemesinin somut olayın koşullarını göz ardı ettiğini ve inovasyonu caydırabileceğini ileri sürmektedir. Bu görüşe göre Apple’ın bütünleşik ekosistemi ile Google’ın açık Android modeli arasında zaten rekabet vardır ve üretken yapay zekâ ile yeni cihazlar bu rekabeti daha da canlandırmaktadır; dolayısıyla “yerleşik tekel” varsayımı tartışmalıdır.
İkincisi, güvenlik gerilimidir. Üçüncü kişi mağazalar, denetlenmemiş uygulamalar ve dışarı açılan ödeme bağlantıları oltalama, dolandırıcılık ve veri güvenliği riskleri doğurabilir. Bu nedenle işletmecilerin makul sınırlar koyabilmesi ve kullanıcıları uyarabilmesi, düzenlemenin de Japonya’nın 2022 Ulusal Güvenlik Stratejisi ile tutarlı yürütülmesi gerektiği ileri sürülmektedir. Apple’ın açıklamalarında bu yeni riskleri vurgulaması, bu gerilimin yansımasıdır.
Üçüncüsü, fiilen etkisizleştirme eleştirisidir. Geliştiriciler harici ödeme ve alternatif mağazalar gibi yeni seçenekler kazanmış olsa da, platformların bu kanallara bağladığı komisyonlar (harici ödeme için yüzde yirmiye varan oranlar dâhil) maliyetteki toplam düşüşü sınırlar. Üçüncü kişi ödeme işleme maliyetleri eklendiğinde, birçok geliştirici için standart faturalamadan ayrılmanın iktisadi olarak anlamlı olmadığı; dolayısıyla kanunun açtığı kapının uygulamada dar kaldığı ileri sürülmektedir.
Dördüncüsü, yetersiz uygulama endişesidir. JFTC’nin tarihsel olarak büyük teknoloji şirketlerine çok az resmî yaptırım uyguladığı; karşılaştırılabilir kurumsal kapasiteye sahip Güney Kore rekabet otoritesinin (KFTC) aynı dönemde dijital platformlara karşı çok daha fazla ihlal dosyası yürüttüğü belirtilmektedir. KFTC’nin Qualcomm gibi teknik bakımdan karmaşık dosyalarda yüksek cezalar uygulayabilmiş olması, daha küçük otoritelerin de iddialı davranabildiğini gösterir ve JFTC’ye yöneltilen bu eleştiriyi pekiştirir.
Beşincisi, jeopolitik boyuttur. ABD–Japonya zirvesinde yayımlanan belgelerde ABD yönetimi, kanunun Amerikan şirketlerine karşı ayrımcılık yaratmayacak biçimde ve kullanıcı güvenliği ile adil rekabet arasındaki dengeyi koruyarak uygulanmasını istemiştir. Bu, dijital rekabet düzenlemesinin artık yalnızca hukuki bir mesele değil, ticaret diplomasisinin de bir parçası olduğunu gösterir.
Yapay zekâ bakımından Japon modeli
Japon düzenlemesinin en ileriye bakan yönlerinden biri, yalnızca mevcut mobil platformları değil geleceğin yapay zekâ ekosistemini de dikkate almasıdır. Yapay zekâ alanındaki rekabet bugün veri setleri, işlem gücü, bulut altyapıları, uygulama mağazaları ve kullanıcı erişimi üzerinden şekillenmektedir. Bir yapay zekâ uygulamasının milyonlarca kullanıcıya ulaşıp ulaşamayacağı, çoğu kez büyük teknoloji şirketlerinin kontrol ettiği altyapılara ve dağıtım kanallarına bağlıdır.
Bu nedenle Japonya’da yürütülen tartışmanın önemli bir bölümü şu sorular etrafında toplanır.
- Yapay zekâ modellerine ve geliştirici arayüzlerine erişim engellenebilir mi?
- Bir veri avantajı, rekabeti yapısal olarak bozacak ölçüde belirleyici hâle gelebilir mi?
- Bir platform, sıralama ve varsayılan ayarlar yoluyla kendi yapay zekâ ürünlerini kayırabilir mi?
- Uygulama mağazaları, yapay zekâ girişimlerinin pazara girişini zorlaştırabilir mi?
MSCA’nın uygulama mağazası, ödeme ve kendini kayırma kuralları, yapay zekâ uygulamalarının dağıtımı için de doğrudan bir zemin sağlar; zira birçok yapay zekâ ürünü kullanıcılara tam da bu kanallar üzerinden ulaşır. Sektör yorumcuları, rejimin orta vadede yapay zekâ ajanları ve Web3 gibi yeni nesil teknolojileri kapsayacak biçimde genişlemesini beklemektedir. Japon yaklaşımının özü, bu sorunların ortaya çıkmasını beklemek yerine mevcut altyapı kontrolünü baştan kurallara bağlamaktır.
Sonuç
Japonya’nın geliştirdiği ex ante dijital rekabet rejimi, klasik rekabet hukuku ile sektörel düzenleme arasındaki sınırların giderek bulanıklaştığını gösterir. Bu modelde amaç, dijital platformların elindeki yapısal pazar gücünü sonradan cezalandırmak değil, rekabeti kısıtlayıcı sonuçların baştan doğmasını önlemektir. MSCA bu felsefeyi işaretlenmiş işletmeciler, doğrudan uygulanabilir yasaklar ve yüksek oranlı caydırıcı cezalar yoluyla somutlaştırmıştır.
Aynı zamanda düzenlemenin ilk aylardaki deneyimi, ex ante modelin tek başına sihirli bir değnek olmadığını da ortaya koymaktadır. Komisyon oranları üzerindeki süregelen tartışma, kâğıt üzerindeki kuralların açıklığı ile piyasadaki fiilî etkileri arasında ciddi bir boşluk bulunabileceğini gösterir. Başka bir deyişle bir ex ante rejimin başarısı yalnızca kuralların varlığına değil, bu kuralların iktisadi gerçeklikle ne ölçüde örtüştüğüne ve otoritenin uygulamadaki kararlılığına bağlıdır.
Özellikle yapay zekâ teknolojilerinin hızla geliştiği bugün, veri ve altyapı üzerindeki kontrolün rekabet hukukunun merkezine yerleşeceği açıktır. Bu nedenle Japon örneği, yalnızca mobil uygulama mağazaları bakımından değil, yapay zekâ, veri ekonomisi ve dijital platformların geleceği bakımından da yakından izlenmesi gereken yaşayan bir laboratuvardır.
Rekabet hukuku dijital ekonominin hızına yetişmek için hâlâ ex post müdahaleyle yetinebilir mi; yoksa geleceğin hukuku kaçınılmaz olarak ex ante bir yapıya mı evrilecektir?
Hazırlayanlar
Kurucu Ortak
Ömer Faruk Karagüzel

Kıdemli Avukat
Sıla Coşkunoğlu

Kıdemli Avukat
Zeynep Merve Kaya

Avukat
Hazel Baş

Avukat
Emine Tamgüç












