İncelemeler

Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi Yönetmeliğinin Deşifresi ve Sektörel Etkileri

Özet

27 Ağustos 2026 tarihinde yürürlüğe giren Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi Yönetmeliği, 2014’ten bu yana yalnızca izleme ve raporlama yükümlülüğü olarak var olan sera gazı rejimine bir fiyat katmanı eklemiştir. Kapsamdaki tesisler artık emisyon izni almak, doğrulanmış emisyonları kadar tahsisat teslim etmek ve açığı piyasadan kapatmak zorundadır. Bu çalışmada Yönetmelik, dayanağı olan 7552 sayılı İklim Kanunu ve Karbon Piyasası Kurulunun pilot döneme ilişkin KPK/2026/1 sayılı kararı birlikte incelenmektedir. Önce sistemin kurumları çözümlenmekte, ardından yaptırım rejiminin idare ve anayasa hukuku bakımından sınırları tartışılmaktadır. Elektrik, çimento, demir-çelik, alüminyum ve gübre sektörleri pilot dönemin kıyas yöntemi üzerinden ayrı ayrı değerlendirilmekte, pilot dışında kalan sektörlere ve dolaylı etkilenen imalat zincirine de değinilmektedir. Son bölümde karbon maliyetinin sözleşmelere yansıtılması Yargıtayın uyarlama içtihadı ışığında, sistemin doğurduğu bilgi değişimi riskleri ise Rekabet Kurulu kararları ışığında ele alınmaktadır.

Anahtar kelimeler

Emisyon ticaret sistemi, İklim Kanunu, tahsisat, ücretsiz tahsisat, kıyas değeri, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması, aşırı ifa güçlüğü, bilgi değişimi.

I. Giriş

Türkiye’de sera gazı emisyonlarının izlenmesi yeni bir yükümlülük değildir. 2014 yılından bu yana belirli sanayi tesisleri yıllık emisyonlarını onaylı bir izleme planına göre ölçmek, akredite kuruluşlara doğrulatmak ve idareye raporlamak zorundaydı. Ne var ki bu rejim bir bilgi rejimiydi; emisyonun kendisi için ödenen bir bedel yoktu. 27 Ağustos 2026 tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi Yönetmeliği bu tabloyu değiştirmiştir. Kapsamdaki bir tesisin atmosfere saldığı her ton karbondioksit eşdeğeri gazın karşılığında artık bir tahsisat teslim edilmesi gerekmektedir. Tahsisatın ücretsiz verilmeyen kısmı ise ihale yoluyla ya da ikincil piyasadan satın alınacaktır.

Düzenlemenin zamanlaması tesadüf değildir. Avrupa Birliğinin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM), 1 Ocak 2026 itibarıyla geçiş döneminden mali yükümlülük doğuran kesin uygulama dönemine geçmiştir. Demir-çelik, alüminyum, çimento, gübre, elektrik ve hidrojen ithal eden AB ithalatçıları, bu ürünlerin gömülü emisyonları için sertifika satın alacaktır. SKDM Tüzüğü, menşe ülkede fiilen ödenmiş karbon fiyatının bu yükümlülükten düşülmesine imkân tanımaktadır. Böylece Türk ihracatçısı açısından mesele, karbon maliyetinin ödenip ödenmeyeceği değil, nerede ödeneceği sorusuna dönüşmüştür. Yurt içinde bir karbon fiyatı bulunmadığı sürece bu bedelin tamamı AB sınırında ödenecek ve kaynak AB bütçesine akacaktır.

Yönetmelik, 7552 sayılı İklim Kanununun çizdiği çerçeve içinde hazırlanmıştır. Ancak sistemin ekonomik sonucunu belirleyen parametrelerin önemli bir kısmı, yani pilot dönemin kapsamı, ücretsiz tahsisat oranı, kıyas değerleri, sektörel katsayılar ve denkleştirme oranı, Yönetmelikte değil, Karbon Piyasası Kurulunun kararlarında ve İklim Değişikliği Başkanlığının çıkaracağı usul ve esaslarda yer alacaktır. Kurul, 3 Eylül 2026 tarihinde duyurulan KPK/2026/1 sayılı kararıyla pilot dönemin ana hatlarını belirlemiştir. Bu nedenle Yönetmeliği tek başına okumak yanıltıcı olur; Kanun, Yönetmelik ve Kurul kararı birlikte değerlendirilmelidir.

Çalışmada önce sistemin normatif temeli ve temel kurumları çözümlenecek, ardından yaptırım rejimi, pilot dönem ve sektörel etkiler incelenecektir. Son iki bölümde ise sistemin özel hukuk ilişkilerine, özellikle uzun süreli tedarik sözleşmelerine ve şirket devralmalarına etkisi ile rekabet hukuku bakımından doğurduğu riskler ele alınacaktır.

II. Normatif Çerçeve

A. Kanuni Dayanak ve Düzenleme Katmanları

Emisyon ticaret sisteminin kanuni temeli, 9 Temmuz 2025 tarihinde yürürlüğe giren 7552 sayılı İklim Kanunudur. Kanunun 9. maddesi sistemin kurulmasını, ulusal tahsisat planlamasını ve tahsisatların dağıtımını İklim Değişikliği Başkanlığına bırakmış, piyasanın işletilmesini ise Enerji Piyasaları İşletme AŞ’ye (EPİAŞ) vermiştir. Aynı madde, ETS kapsamındaki faaliyetleri yürüten işletmelerin Başkanlıktan sera gazı emisyon izni almasını zorunlu kılmış ve doğrulanmış yıllık emisyon kadar tahsisat teslimini bir kanuni yükümlülük olarak düzenlemiştir. Kanunun 10. maddesi kurumsal yapıyı, 14. maddesi idari yaptırımları, geçici 1. maddesi ise pilot dönemi ve izin alma süresini düzenlemektedir.

Yönetmelik, dayanağını Kanunla birlikte 4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 792/D maddesinden almaktadır. Metin kırk iki madde, altı geçici madde ve yedi ekten oluşmaktadır. Yönetmeliğin dikkat çeken yanı, kendisinden sonra gelecek düzenlemelere yaptığı atıfların yoğunluğudur. Tahsisatların kayden ihracı ve piyasaya sunulması EPDK’ya (m. 12/2), kıyas değerine dahil edilecek işletme sayısı, sektörel faaliyet katsayısı ve ücretsiz tahsisat oranı Karbon Piyasası Kuruluna (m. 13/1, 13/8), piyasa istikrar ve esneklik mekanizmalarının uygulama hükümleri Başkanlığa (m. 19/4), fiyat koridoru Kurula (m. 21/1), ETS piyasasının işleyişi ise ilgili kurumlarla koordinasyon içinde EPDK’ya (m. 21/3) bırakılmıştır. İzleme, doğrulama ve doğrulayıcı kuruluşların denetimi de Başkanlığın usul ve esaslarına göndermede bulunulan alanlardandır (m. 28/2, 31/1, 33/1). Kanun da bu yapıyı öngörmüş, ETS’ye ilişkin usul ve esasları Başkanlığa, piyasanın işleyişine dair esasları EPDK’ya bırakmıştır.

Ortaya çıkan yapı, altı katmanlı bir düzenleme hiyerarşisidir: Kanun, Yönetmelik, Kurul kararları, Başkanlık usul ve esasları, EPDK düzenlemeleri ve EPİAŞ prosedürleri. Teknik ve hızla değişen bir piyasanın her ayrıntısının kanunla düzenlenmesi beklenemez; bu bakımdan idareye geniş bir düzenleme alanı bırakılması kendi başına bir kusur değildir. Sorun, yükümlülüğün muhatabı olan işletmenin hangi maliyetle karşılaşacağını ancak son katman da yürürlüğe girdiğinde öğrenebilmesidir. Anayasa Mahkemesi, kanun metninin bireylerin hangi somut olguya hangi hukuki sonucun bağlandığını belirli bir açıklıkla öngörebilmesine imkân verecek düzeyde kaleme alınması gerektiğini yerleşik biçimde kabul etmektedir. Bu ilke sistemin tamamı için değil, özellikle yaptırım doğuran hükümler için ağırlık taşır; ancak piyasanın ekonomik parametrelerinin sürekli değişebilir alt düzenlemelere bırakılması, yatırım kararları bakımından da ciddi bir belirsizlik kaynağıdır.

Bu belirsizliğin somut bir örneği, pilot dönemin düzenlenme biçimidir. Temmuz 2025’te görüşe açılan Yönetmelik taslağı, 2026-2027 yıllarını pilot dönem olarak tanımlıyor, pilot dönemde kıyas yöntemine göre yüzde yüz ücretsiz tahsisat öngörüyor ve birinci uygulama dönemini 2028-2035 olarak iki alt döneme ayırıyordu. Nihai metin bu unsurların hiçbirini içermemektedir; geçici 1. madde yalnızca sistemin pilot dönemle başlayacağını ve pilot dönemin kapsam, süre ve esaslarının Kurulca belirleneceğini söylemektedir. Kurul kararı ise Yönetmeliğin yürürlüğünden bir hafta sonra duyurulmuştur. Geçici 3. madde pilot kapsamdaki işletmelerin ilk İzleme Metodolojisi Planını Yönetmeliğin yürürlüğünden itibaren iki ay içinde sunmasını istediğinden, hangi işletmenin pilot kapsamda olduğu 3 Eylül’de netleşmiş, son gün ise 27 Ekim 2026 olarak kalmıştır. Başkanlığın bu süreyi altı aya kadar uzatma yetkisi bulunmaktadır; ancak bir uzatma kararı duyurulmadıkça işletmelerin fiilî hazırlık süresi sekiz haftanın altındadır.

B. 2014 Rejiminden Farkı

Yönetmelik, 17 Mayıs 2014 tarihli Sera Gazı Emisyonlarının Takibi Hakkında Yönetmeliği yürürlükten kaldırmış, mülga yönetmeliğe yapılan atıfların yeni Yönetmeliğe yapılmış sayılacağını hükme bağlamıştır (m. 40). Bu, bir kopuş değil, bir üst yapı eklemesidir. İzleme planı, yıllık emisyon raporu, doğrulama ve akreditasyon gibi izleme-raporlama-doğrulama (İRD) kurumları büyük ölçüde korunmuş, bunların üzerine emisyon izni, tahsisat, teslim yükümlülüğü ve piyasa kurulmuştur. On yıllık İRD verisi, sistemin kıyas değerlerinin ve tahsisat hesabının da ham maddesidir. Bu nedenle geçmiş yıllarda raporlamayı özensiz yapmış bir tesis, bu özensizliğin sonuçlarıyla ilk kez gerçek bir mali kalem olarak karşılaşabilecektir.

III. Sistemin Kurumları: Bir Çözümleme

A. Kapsam: Hangi Tesis, Hangi Yükümlülük?

Yönetmeliğin kapsamı iki halkalıdır. Dış halkada, EK-1’de sayılan faaliyetleri yürüten bütün tesisler İRD yükümlülüğüne tabidir. EK-1; belirli kapasite eşiklerini aşan yakıt yakma, petrol rafinasyonu, kok üretimi, demir-çelik ve diğer metaller, alüminyum, çimento klinkeri, cam, seramik, alçı, selüloz, kâğıt ve karton ile nitrik asit, amonyak, hidrojen, soda külü ve sodyum bikarbonat üretimi gibi faaliyetleri kapsamaktadır. İç halkada ise yalnızca emisyon büyüklüğü belirli bir eşiği aşan tesisler emisyon ticaret sistemine dahildir.

Sınıflandırma, tesisin kurulu kapasitesine göre ihtiyatlı olarak hesaplanmış yıllık emisyon üzerinden yapılmaktadır. Bu hesapta biyokütleden kaynaklanan karbondioksit dışarıda bırakılmakta, tesis dışına transfer edilen karbondioksit ise hesaba katılmaktadır. Yıllık emisyonu 50.000 ton CO₂ eşdeğerine eşit veya bunun altında olan tesisler Kategori A, 50.000 tonu aşan ve 500.000 tona kadar olanlar Kategori B, 500.000 tonu aşanlar ise Kategori C tesis sayılmaktadır (m. 4/1-y, z, aa). ETS yalnızca Kategori B ve C tesisleri kapsar (m. 5/1). Kategori A tesisler piyasaya katılmaz, fakat İRD yükümlülükleri devam eder.

Ölçütün gerçekleşen emisyon değil, kurulu kapasite olması uygulamada önemli sonuçlar doğurur. Kapasite kullanım oranı düşük seyreden bir tesis, fiilî emisyonu 50.000 tonun altında kalsa bile kapasitesi itibarıyla Kategori B’de yer alabilir. Kapasite esaslı eşik AB emisyon ticaret sisteminin de tercihidir; Direktif 2003/87/AT’nin I sayılı eki faaliyetleri üretim kapasitesi ve ısıl güç eşikleri üzerinden tanımlar. Buna karşılık tahsisat hesabında esas alınan, doğrulanmış faaliyet seviyesidir. Böylece kapsam kapasiteye, maliyet ise gerçekleşen üretime bağlanmıştır.

Yönetmelik üç tür istisna öngörmektedir. İlki genel kapsam dışılıktır: araştırma-geliştirme tesisleri, münhasıran biyokütle kullanan tesisler ve askerî unsurlar Yönetmeliğin tamamen dışındadır (m. 2/2). İkincisi yalnızca ETS’ye ilişkin bir istisnadır: okul, üniversite, hastane ve savunma sanayii kuruluşlarına ait tesisler, yürüttükleri faaliyetlerle sınırlı olarak ETS kapsamı dışında bırakılmış, ancak İRD yükümlülükleri korunmuştur (m. 5/2-3). Üçüncüsü geçicidir: doğal gazın ve ham petrolün iletimi ve depolanması faaliyetleri, birinci uygulama döneminin sonuna kadar ETS dışındadır (geç. m. 6).

İkinci istisna, dar yorumlanması gereken bir hükümdür. “Savunma sanayii kuruluşu” Yönetmelikte tanımlanmamıştır. Savunma sanayii grubuna dahil bir şirketin, savunma ürünü dışında da kullanılan çelik veya alüminyum üreten bir tesisi bulunduğunda bu tesisin ETS dışında kalıp kalmayacağı açık değildir. Hükmün lafzı “yerine getirdikleri faaliyetlerle sınırlı olmak üzere” ifadesini içerdiğinden, istisnanın kuruluşun kimliğine değil, faaliyetin savunma amacına bağlanması gerektiği kanaatindeyiz. Aksi yorum, aynı pazarda rekabet eden iki üreticiden birinin karbon maliyetinden muaf tutulması sonucunu doğurur.

Kapsamla ilgili bir başka hüküm, İRD bakımından bir tür yayılma etkisi yaratmaktadır. EK-1’deki faaliyetlerden birini yürüten işletmenin EK-1’deki diğer faaliyetleri de kapasite gözetilmeksizin Yönetmelik kapsamına girer (m. 27/2). Örneğin eşiği aşan bir yakma tesisi işleten bir işletmenin, tek başına eşiğin altında kalan bir seramik fırını da izleme ve raporlama yükümlülüğüne tabi olacaktır. Hükmün ETS kapsamını değil, İRD kapsamını genişlettiğine dikkat edilmelidir; ETS kapsamı her durumda tesisin Kategori B veya C olmasına bağlıdır.

Son olarak, yıl içinde kategori değişikliği nedeniyle ETS dışına çıkan bir tesis, değişikliğin gerçekleştiği sistem yılı boyunca ETS kapsamında kalmaya devam eder (m. 5/4). Böylece yıl ortasında kapasite düşürülerek o yılın teslim yükümlülüğünden kurtulma yolu kapatılmıştır.

B. Sera Gazı Emisyon İzni

ETS kapsamındaki işletmeler, sera gazı emisyonuna yol açan faaliyetlerini sürdürebilmek için Başkanlıktan emisyon izni almak zorundadır (m. 6). İzin tesis bazındadır; birden fazla tesisi olan işletme her tesis için ayrı izin alır, ancak aynı adreste faaliyet gösteren tesisler için tek izin yeterlidir (m. 7/2). Başvuru EK-3’teki belgelerle elektronik ortamda yapılır ve azami altmış gün içinde değerlendirilir. Eksiklik varsa başvurudan itibaren on iş günü içinde bildirilir ve üç ay içinde giderilmesi gerekir; aksi hâlde başvuru reddedilir ve başvuru bedeli iade edilmez (m. 7/4-8). Taslak EK-3, Kategori B için emisyon izleme alanında deneyimli bir mühendis, Kategori C için iki mühendis istihdamını ya da bu nitelikte bir danışmanlık firmasıyla çalışılmasını öngörüyordu; bu tür bir personel koşulunun nihai ekte de yer alması, izin başvurusunun yalnızca bir evrak işi olmadığını gösterir.

İzin beş yıl geçerlidir ve sürenin bitiminden en az altı ay önce yenileme başvurusu yapılmalıdır (m. 8). İzin süresi içinde tesisin niteliğinde, işleyişinde, kategorisinde veya izin sahibinde meydana gelen değişiklikler otuz gün içinde Başkanlığa bildirilir (m. 9/1).

İznin iptali üç hâle bağlanmıştır (m. 10/1): Yönetmelik kapsamındaki işlemlerde kasıtlı olarak yanlış, yanıltıcı veya gerçek dışı bilgi ya da belge sunulması, tesisin faaliyetinin sona ermesi veya yeniden faaliyete geçmesinin teknik olarak imkânsız hâle gelmesi ve Kanunun 14/4-ç maddesinde öngörülen ağır teslim ihlali. İlk hâlde “kasıt” unsurunun aranması önemlidir. İhmal sonucu yapılan hatalar iptal sebebi değildir; bunlar telafi yılında düzeltilir ve gerekirse para cezasıyla karşılanır. İptal gibi faaliyet yasağına eşdeğer ağır bir sonucun ancak iradi bir yanıltmaya bağlanması, ölçülülük ilkesinin gereğidir. Kastın ispat yükü ise idarededir.

Mevcut tesisler için Kanun bir geçiş dönemi tanımıştır. Kanunun yürürlüğe girdiği 9 Temmuz 2025’ten itibaren üç yıl içinde, yani 9 Temmuz 2028’e kadar ETS kapsamındaki işletmelerin izin alması gerekmektedir; bu süre içinde izinleri bir defaya mahsus olmak üzere var kabul edilir. Kurul kararıyla bu süre iki yıla kadar uzatılabilir (Kanun geç. m. 1/2; Yön. geç. m. 2). Hukuki bir kurgu olarak “izin var sayılması”, tesisin geçiş döneminde izinsiz faaliyet yaptırımıyla karşılaşmamasını sağlar; ancak teslim ve raporlama yükümlülüklerini ertelemez.

İznin hukuki niteliği bakımından bir hükme ayrıca dikkat çekmek gerekir. İşletmenin herhangi bir sebeple değişmesi hâlinde yeni işletme, önceki işletmenin Yönetmelik kapsamındaki taahhüt ve mükellefiyetlerini başka bir işleme gerek kalmaksızın yüklenmiş sayılır ve değişikliği otuz gün içinde bildirmekle yükümlüdür (m. 34/5). Hüküm, devrin biçimine göre ayrım yapmamaktadır. Pay devrinde tüzel kişi aynı kaldığından zaten bir işletme değişikliği yoktur; fakat hükmün asıl etkisi, tesisin mal varlığı devri yoluyla el değiştirdiği işlemlerde ortaya çıkar. Alıcı, devir sözleşmesinde aksi kararlaştırılsa bile idareye karşı önceki işletmenin teslim açıklarını ve telafi yılı yükümlülüklerini devralmış olur. Buna karşılık önceki işletmeye kesilmiş idari para cezalarının yeni işletmeye geçtiği sonucuna varılamaz; Anayasanın 38. maddesinin yedinci fıkrasındaki ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesi, idari cezalar bakımından da geçerlidir. Devredilen, cezanın kendisi değil, teslim yükümlülüğüdür.

C. Tahsisatın Hukuki Niteliği

Kanun ve Yönetmelik tahsisatı aynı biçimde tanımlamaktadır: misli nitelikte, devredilebilen, kaydi olarak ihraç edilen ve belirli bir süre boyunca verilen bir ton karbondioksit eşdeğerinde sera gazı emisyon hakkı (Kanun m. 2/1-cc; Yön. m. 4/1-ll). Tanımın her unsuru ayrı bir hukuki sonuç taşır. “Misli” olması, tahsisatların birbirinin yerine geçebileceğini, yani teslim yükümlülüğünün herhangi bir tahsisatla ifa edilebileceğini ifade eder. “Kaydi” olması, tahsisatın fiziki bir belgeye bağlanmadığını, varlığının ve el değiştirmesinin EPİAŞ’ın işlettiği İşlem Kayıt Sistemindeki kayıtla belirlendiğini gösterir. “Belirli bir süre” unsuru ise tahsisatın süresiz bir hak olmadığını, ilgili uygulama döneminin sonunda geçerliliğini yitireceğini ve sistemden silineceğini (ilga) anlatır (m. 15/1-2).

Kanun, tahsisata iki önemli sınırlama getirmiştir. Tahsisatlar teminat sözleşmelerine konu edilemez; teslim yükümlülüğüne konu ücretsiz tahsisatlar ise ilk aktarıldıkları hesaptan transfer edilmedikçe haczedilemez (Kanun m. 9/9). Ayrıca ETS piyasasındaki işlemler Devlet İhale Kanununa tabi değildir (Kanun m. 9/8). Teminat yasağı, finansman yapıları bakımından doğrudan sonuç doğurur. AB uygulamasında emisyon hakları üzerinde rehin ve teminat devri gibi işlemler bilinmektedir; Türk sisteminde ise tahsisatlar bir kredinin teminatı olarak kullanılamayacaktır. Bir tesisin tahsisat stoku ne kadar büyük olursa olsun bankacılık ilişkisinde teminat değeri taşımayacaktır.

Tahsisatın mülkiyet hakkı niteliği taşıyıp taşımadığı sorusu, özellikle ilga ve bankalama kurallarının sonradan değiştirilmesi ihtimalinde önem kazanır. Kanaatimizce tahsisat, kamu hukukundan doğan, devredilebilir ve ekonomik değeri olan kendine özgü bir haktır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 1 No.lu Protokolün 1. maddesindeki “mülk” kavramını iç hukuktaki nitelendirmeden bağımsız ve özerk biçimde yorumlamakta, ekonomik değeri olan ve meşru beklenti yaratan menfaatleri de koruma altına almaktadır. Piyasada alınıp satılan ve bir fiyatı olan tahsisatın bu anlamda “mülk” sayılması güçlü bir ihtimaldir. Bunun pratik sonucu şudur: Uygulama dönemi sonunda ilganın önceden bilinen bir kural olarak uygulanması bir müdahale sayılmaz; ancak Başkanlığın m. 15/1 uyarınca sahip olduğu bankalama süresini belirleme yetkisini, tahsisatlar edinildikten sonra aleyhe değiştirecek biçimde kullanması, mülkiyet hakkına ölçülülük denetimine tabi bir müdahale olarak tartışılabilir.

Tahsisat devrinin vergisel niteliği de henüz açıkça düzenlenmemiştir. Katma değer vergisi ve kurumlar vergisi bakımından tahsisatın bir hak mı, bir stok mu, yoksa bir finansal varlık mı sayılacağı, ücretsiz alınan tahsisatın aktifleştirilip aktifleştirilmeyeceği gibi sorular, Hazine ve Maliye Bakanlığının düzenlemesini beklemektedir.

D. Üst Sınır: Mutlak Değil, Yoğunluk Esaslı

Emisyon ticaretinin klasik modeli, belirli bir dönem için toplam emisyonlara mutlak bir üst sınır koyar ve bu sınırı her yıl belirli bir oranda düşürür. AB sistemi bu modelin tipik örneğidir; toplam tahsisat miktarı her yıl doğrusal bir azaltım faktörüyle küçültülür. Türk sistemi bu modeli benimsememiştir. Yönetmelik, üst sınırın belirlenmesinde emisyon yoğunluğu temelli yaklaşımı esas almaktadır (m. 11/1). Emisyon yoğunluğu, birim ürün, enerji veya yakıt başına salınan emisyondur (m. 4/1-m). ETS üst sınırı ise bir sistem yılı için dağıtılan ücretsiz tahsisat ile birincil piyasaya sunulan tahsisat miktarının toplamı olarak tanımlanmıştır (m. 4/1-l).

Yoğunluk esaslı modelde toplam tahsisat miktarı üretimle birlikte artar. Üretimini artıran bir sektör daha fazla tahsisat alır; sistem, üretim başına emisyonun azalmasını teşvik eder, fakat toplam emisyonun azalmasını garanti etmez. Benzer bir tercih, elektrik sektörüyle başlayan Çin ulusal emisyon ticaret sisteminde de yapılmıştır. Gelişmekte olan ve sanayi üretimini büyütmeyi hedefleyen ekonomiler için bu tercih anlaşılabilirdir. Türkiye’nin Ulusal Katkı Beyanındaki hedeflerin de bir referans senaryoya göre azaltım olarak tanımlanması, yaklaşımın bu çerçeveyle uyumlu olduğunu gösterir.

Modelin hukuki açıdan en dikkat çekici yönü, üst sınırın sonradan belirlenmesidir. Üst sınır, ilgili sistem yılına ait doğrulanmış emisyon raporlarının son teslim tarihinden itibaren altmış gün içinde Resmî Gazete’de yayımlanan Ulusal Tahsisat Planı ile açıklanır (m. 11/2). Başka bir ifadeyle işletme, üretim yaptığı yıl boyunca o yıl için sistemde toplam ne kadar tahsisat bulunacağını bilmemektedir. Bu yapı, fiyat sinyalinin önceden oluşmasını zayıflatır. Öte yandan Ulusal Tahsisat Planı, Resmî Gazete’de yayımlanan ve ülke çapında uygulanan bir düzenleyici işlem niteliğinde olduğundan, iptali istemiyle açılacak davaların Danıştayda ilk derece olarak görülmesi gerektiği düşünülebilir.

E. Ücretsiz Tahsisat ve Kıyas Yöntemi

Sistemin ekonomik yükünü belirleyen asıl mekanizma ücretsiz tahsisattır. Ücretsiz tahsisatlar, alt tesislere göre kıyas yöntemiyle dağıtılır (m. 13/1). Alt tesis, bir tesisin emisyonlarının belirli bir ürüne, üretim sürecine, ölçülebilir ısı kullanımına veya yakıt kullanımına indirgenmesiyle elde edilen ve sınırları kütle-enerji dengesiyle belirlenen teknik birimdir (m. 4/1-b). İşletme, tesisindeki ürün kıyasına, ölçülebilir ısı kıyasına, yakıt kıyasına ve üretim sürecine dayalı alt tesisleri belirler ve tesisin doğrulanmış emisyonunu bunlara atfeder (m. 13/2). Bu kurgu, AB’nin ücretsiz tahsisat kurallarını düzenleyen 2019/331 sayılı Yetki Devrine Dayalı Tüzüğündeki alt tesis mimarisinin neredeyse birebir karşılığıdır.

Ücretsiz tahsisat miktarı, her alt tesis için Başkanlıkça ilan edilen kıyas değeri, ücretsiz tahsisat oranı ve sektörel faaliyet katsayısının o alt tesisin faaliyet seviyesiyle çarpılmasıyla bulunur (m. 13/7). Gerekirse sektörel düzeltme faktörleri de bu çarpıma eklenebilir (m. 13/11). Kıyas değerleri dört ondalık basamakla ilan edilir; hesap sonucunda küsurat çıkarsa miktar bir üst tam sayıya yuvarlanır (m. 13/9-10). Sektörel faaliyet katsayısı, karbon kaçağı riski gibi sektörel farklılıkları yansıtmak üzere Kurulca belirlenir (m. 4/1-hh).

İşletmenin alt tesislere ilişkin verileri ve bunları nasıl izleyeceğini gösteren İzleme Metodolojisi Planını Başkanlığa sunması gerekir; plan EK-4’teki parametreleri asgari olarak içermelidir (m. 13/4). Faaliyet seviyeleri her yıl doğrulanmış faaliyet seviyesi raporu ile doğrulanmış emisyon raporuyla birlikte sunulur (m. 13/5). Ücretsiz tahsisat başvurusu Ulusal Tahsisat Planının yayımından itibaren otuz gün içinde yapılır, Başkanlık on beş iş günü içinde inceler, düzeltme istenirse işletme on iş günü içinde düzeltir (m. 14/2-4). Geç başvuranlar başvuru bedelini yüzde elli, raporunu süresinden sonra sunan ETS kapsamındaki işletmeler ise yüzde yüz artırımlı öder (m. 14/7).

Sistemi anlamak için bir hesap örneği yararlı olacaktır. Aşağıdaki rakamlar tamamen varsayımsaldır. Yıllık 1.000.000 ton klinker üreten bir çimento tesisi düşünelim. Klinker alt tesisi için kıyas değerinin ton başına 0,8000 ton CO₂ eşdeğeri, ücretsiz tahsisat oranının yüzde yüz, sektörel faaliyet katsayısının 1 olarak belirlendiğini varsayalım. Tesis 800.000 ton ücretsiz tahsisat alır. Doğrulanmış emisyonu 850.000 ton ise 50.000 tonluk bir açık oluşur; bu açık piyasadan kapatılacaktır. Emisyonu 760.000 tonda kalan daha verimli bir tesis ise 40.000 ton fazlayı satabilir. Görüldüğü gibi yüzde yüz ücretsiz tahsisat, bütün emisyonların ücretsiz karşılanacağı anlamına gelmemektedir. Yüzde yüzlük oran, gerçek emisyona değil, kıyas değeriyle hesaplanan miktara uygulanır. Sistemin teşvik etkisi tam da bu farkta yatar: sektör ortalamasının üzerinde emisyon yoğunluğuna sahip tesis öder, altındaki tesis kazanır.

F. Teslim Yükümlülüğü, Telafi Yılı ve Ek Rezerv

İşletmeler, sistem yılına ait doğrulanmış emisyon raporundaki miktara denk gelen tahsisatı, yükümlülük yılının Kasım ayının son iş gününe kadar İşlem Kayıt Sistemi üzerinden teslim eder (m. 16/1). Teslim edilmeyen miktar, bir sonraki yıl teslim edilmesi gereken miktara eklenir; bu yıl “telafi yılı” olarak adlandırılmıştır (m. 16/2). Doğrulanmış raporda sonradan hata tespit edilmesi hâlinde de düzeltme telafi yılında yapılır (m. 16/4).

Yükümlülüğün sürekliliği bakımından iki hüküm özellikle önemlidir. Birincisi, tesisin faaliyetine son vermesi, işletmenin tasfiyesi veya konkordato kararı, teslim yükümlülüğünün yerine getirilmesine engel değildir (Kanun m. 9/10; Yön. m. 16/3). İkincisi, teslim yükümlülüğünü yerine getirmeyen işletmeye para cezası uygulanması, eksik tahsisatı teslim etme yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz; Kanun eksik miktarın bir sonraki yıl ayrıca teslim edileceğini açıkça öngörmüştür (Kanun m. 9/5). Bu yapı, AB sistemindeki “fazla emisyon cezası” modelini izlemektedir; orada da ceza ödenmesi, eksik hakların teslim edilmesi yükümlülüğünü sona erdirmez.

Yönetmelik, piyasada tahsisat bulamayan veya fiyat baskısı altındaki işletmeler için “ek rezerv” adı verilen bir güvenlik supabı öngörmüştür (m. 16/5-8). Ek rezerv, yalnızca teslim yükümlülüğünün yerine getirilmesi amacıyla ve Kurul kararıyla kullanılabilir; toplam kullanım, ilgili yılın üst sınırının yüzde onunu aşamaz. Emisyon yoğunluğunda artış olmaması şartıyla iki durumda ek rezerve başvurulabilir: Doğrulanmış emisyonunun yüzde yetmişinden fazlası kadar ücretsiz tahsisat alan tesis, aldığı ücretsiz tahsisat kadarını teslim etmiş olmalıdır; yüzde yetmişten az ücretsiz tahsisat alan tesis ise yükümlülüğünün en az yüzde yetmişini yerine getirmiş ve hesabında tahsisat kalmamış olmalıdır. Ek rezerv fiyatı bilinçli olarak cezalandırıcı tutulmuştur: Asgari fiyat, son üç aya ait birincil piyasa ve spot ikincil piyasa ağırlıklı ortalama fiyatlarından yüksek olanın yüzde elli fazlasıdır (m. 16/6). Ek rezerv kullanan tesisler yükümlülüklerini Aralık ayının son iş gününe kadar yerine getirir.

Yönetmelikteki sürelerin birlikte okunmasından, fiyat mekanizmasının başlayacağı 2027 sistem yılına ilişkin raporların 30 Nisan 2028’e kadar sunulacağı, Ulusal Tahsisat Planının bunu izleyen altmış gün içinde yayımlanacağı ve ilk gerçek teslimin 2028 yılı Kasım ayının son iş gününe kadar yapılacağı sonucu çıkmaktadır.

G. Piyasa Mimarisi

Tahsisatlar İşlem Kayıt Sisteminde ihraç edilir ve birincil piyasada ihale yoluyla satılır ya da ücretsiz olarak dağıtılır (m. 12/1). İhale takvimi, Ulusal Tahsisat Planının yayımından itibaren on beş iş günü içinde EPİAŞ’ın internet sitesinde ilan edilir. İptal edilen ihalelerdeki miktar kalan ihalelere eşit olarak dağıtılır; son ihale iptal edilirse on beş iş günü içinde en fazla iki kez tekrarlanır, yine sonuç alınamazsa miktar bir sonraki yıla aktarılır (m. 17). Birincil piyasa gelirleri genel bütçenin (B) işaretli cetveline özel gelir olarak kaydedilir ve Kanunun 12. maddesi uyarınca yalnızca yeşil dönüşüm ve iklim değişikliğiyle mücadele amacıyla kullanılabilir. Piyasa katılımcıları ikincil piyasada sürekli ticaret yöntemiyle alım satım yapar (m. 18). Önemli bir ayrıntı, piyasa katılımcısının Yönetmelikte yalnızca “ETS kapsamındaki işletmeler” olarak tanımlanmasıdır (m. 4/1-ff). Bu hâliyle finansal aracıların ve yatırımcıların piyasaya katılımı öngörülmemiştir; piyasa, yükümlülerin kendi aralarındaki bir takas piyasası olarak tasarlanmıştır.

Fiyat oynaklığına karşı üç araç öngörülmüştür. Birincisi, dolaşımdaki tahsisat miktarına ve fiyatlara göre devreye giren piyasa istikrar mekanizması ve rezervidir (m. 19/1-2). İkincisi, tahsisatların sonraki yıllarda kullanılmasına (bankalama) ve sonraki yıllara ait tahsisatların bugünkü teslimde kullanılmasına (ödünç alma) imkân veren esneklik mekanizmalarıdır (m. 19/3). Üçüncüsü, Kurulun gerektiğinde asgari ve azami tahsisat fiyatı aralığı belirleme yetkisidir (m. 21/1). Bu fiyat koridoru, ek rezerv ve tamamlayıcı tahsisat fiyatı mekanizmasına uygulanmaz (m. 21/2).

“Tamamlayıcı tahsisat fiyatı mekanizması” Yönetmeliğin en az anlaşılan kurumudur (m. 20). Hükme göre işletmelerin talebi üzerine, teslim edecekleri tahsisatlar için birincil piyasada ilave bir fiyat uygulanabilecek ve bu amaçla Başkanlıkça belirlenen ihalelerde EPİAŞ mekanizmayı işletecektir. Kurul kararı da 2026 içinde bu mekanizmanın uygulanmasına yönelik bir yöntem geliştirileceğini belirtmektedir. Basında 2026 için gönüllülük esasına dayalı bir “tamamlayıcı fiyat” uygulamasından söz edilmesi, mekanizmanın amacına ilişkin bir ipucu vermektedir. Kanaatimizce mekanizmanın temel işlevi, ücretsiz tahsisat nedeniyle yurt içinde fiilen düşük kalacak karbon maliyetini, işletmenin talebi hâlinde gönüllü olarak yükseltmek ve böylece SKDM kapsamında menşe ülkede fiilen ödenmiş karbon fiyatı olarak ileri sürülebilecek bir ödeme yaratmaktır. Bu yorum doğruysa, AB’ye ihracat yapan bir işletme için mekanizma, AB sınırında ödenecek bedeli Türkiye’de ödemenin hukuki aracı olacaktır. Ne var ki böyle bir ödemenin SKDM Tüzüğünün 9. maddesi anlamında mahsuba konu edilip edilmeyeceği, AB Komisyonunun uygulama kurallarına bağlıdır ve henüz belirsizdir.

Piyasanın gözetimi ve denetimi EPDK’ya verilmiştir. İklim Kanunu, Elektrik Piyasası Kanununun 16. maddesine eklediği fıkrayla ETS piyasasındaki piyasa bozucu davranışları da yaptırım kapsamına almıştır. Buna göre tüzel kişilere yirmi milyon Türk lirasına kadar idari para cezası verilebilir; fiil yoluyla menfaat sağlanmış veya zarara yol açılmışsa ceza, bu menfaat veya zararın iki katından az olamaz. EPDK’nın ETS piyasasının işletilmesine ilişkin yönetmelik taslağı Ekim 2025’te görüşe açılmış, ancak Eylül 2026 itibarıyla nihai metin henüz yayımlanmamıştır.

H. Denkleştirme ve Sistemlerin Bağlanması

Türkiye sınırları içinde gerçekleştirilmiş projelerden elde edilen karbon kredileri, teslim yükümlülüğünün Kurulca belirlenecek bir oranını aşmamak üzere denkleştirme amacıyla kullanılabilir (m. 25). Yurt dışı kredilerin kullanımına kapı kapatılmıştır. Denkleştirmeye konu projeye ilişkin bilgi ve belgelerin hatalı veya hileli olduğunun ortaya çıkması hâlinde denkleştirme geçersiz sayılır ve teslim yükümlülüğü yerine getirilmemiş kabul edilir (Kanun m. 11/3). Kurulun denkleştirme oranına ilişkin kararı henüz açıklanmamıştır.

Yönetmelik ayrıca TR ETS’nin başka emisyon ticaret sistemleriyle karşılıklı tanıma anlaşmaları yoluyla bağlanmasına imkân tanımaktadır (m. 26). Uzun vadede AB sistemiyle bir bağlantı, SKDM sorununu kökten çözecek yoldur. Ancak AB’nin bağlantı için sistemlerin uyumlu olmasını ve özellikle mutlak bir üst sınır bulunmasını aradığı dikkate alındığında, yoğunluk esaslı Türk modelinin bu hâliyle bir bağlantıya elverişli olduğu söylenemez.

I. İzleme, Raporlama ve Doğrulama

İşletmeler, emisyonları ilk izlenmeye başlanmadan en az altı ay önce izleme planını onaya sunmak zorundadır; uygun bulunmayan planlar için otuz günlük ek süre verilir (m. 28). Bir önceki yılın emisyonları ve faaliyet seviyeleri her yıl 30 Nisan’a kadar raporlanır; Başkanlık bu süreyi en fazla bir ay uzatabilir (m. 29). Raporlar Başkanlığa gönderilmeden önce doğrulanmalıdır. Doğrulayıcı kuruluşlar, Başkanlığın kurduğu Merkezi Elektronik Doğrulayıcı Kuruluş Atama Sistemi (MEDAS) tarafından atanır; Kamu İhale Kanununa tabi işletmeler bu sistemin dışındadır (m. 30). İşletmenin doğrulayıcısını kendisinin seçmemesi, doğrulayıcının işletmeye ekonomik bağımlılığını kırmaya yönelik yerinde bir tercihtir.

Doğrulayıcı kuruluşların ISO/IEC 17029 standardına göre TÜRKAK’tan akredite olması şarttır (m. 33/2-3). Doğrulayıcı kuruluş ve yöneticileri, doğrulanan işletmeyle ve onun kontrol ettiği ortaklıklarla bağımsızlığı zedeleyecek herhangi bir mali veya ticari ilişki içinde bulunamaz (m. 31/2). Hesaplama faktörlerine ilişkin analizlerde kural olarak akredite laboratuvarlar kullanılır; bunun teknik olarak mümkün olmadığı ispatlanırsa TS EN ISO/IEC 17025 standardına eşdeğer koşulları sağlayan laboratuvarlara başvurulabilir (m. 32). İşletmeler tüm verilerini en az on yıl saklar (m. 37).

Doğrulama raporunun hukuki niteliği, uyuşmazlık hâlinde önem kazanacaktır. Danıştay Altıncı Dairesi, Çevre Kanunu uyarınca verilen bir idari para cezasına ilişkin davada, cezanın dayanağı olan emisyon tespit raporunun ayrıca iptali istemi yönünden davanın incelenmeksizin reddine ilişkin ilk derece kararını onamıştır. Aynı mantıkla, doğrulama raporu da tek başına dava edilebilir kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem sayılmayacak, hukuka aykırılığı ancak bu rapora dayanılarak tesis edilen tahsisat, teslim veya yaptırım işlemine karşı açılacak davada ileri sürülebilecektir. Bu nedenle işletmelerin doğrulama sürecindeki itirazlarını yazılı hâle getirmesi, ileride açılacak bir davanın delil temeli bakımından önem taşır.

Gizlilik bakımından Yönetmelik, Başkanlığa ve doğrulayıcı kuruluşa verilen bilgilerin işletmenin yazılı rızası veya kanuni bir mecburiyet olmaksızın üçüncü kişilerle paylaşılamayacağını öngörmüştür (m. 34/7). Buna karşılık Kanun, piyasa şeffaflığı için ücretsiz tahsisat verilerinin, doğrulanmış emisyonların ve teslim bilgilerinin Kurul kararıyla kamuoyuyla paylaşılabileceğini düzenlemiştir (Kanun m. 10/2). İki hüküm arasındaki denge, tesis bazında ticari sır niteliğindeki üretim ve maliyet verilerinin nasıl korunacağı sorusuyla birlikte Kurul kararlarında netleşecektir.

J. Kurumsal Yapı

Sistemin karar organı Karbon Piyasası Kuruludur. Kurul, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanının başkanlığında; Enerji ve Tabii Kaynaklar, Hazine ve Maliye, Sanayi ve Teknoloji, Ticaret, Tarım ve Orman ile Ulaştırma ve Altyapı Bakanlıklarını temsilen birer bakan yardımcısı, Strateji ve Bütçe Başkan Yardımcısı, SPK ve EPDK başkanları ve İklim Değişikliği Başkanından oluşur (Kanun m. 10/1-a). Kurul, Ulusal Tahsisat Planını onaylar, ücretsiz tahsisatların dağılımına ve birincil piyasaya sunulacak miktara karar verir, denkleştirme oranını belirler ve pilot dönemin esaslarını tespit eder (Yön. m. 23).

Özel sektörün sesi ise TOBB başkanlığındaki Danışma Kuruludur. Kurulda MÜSİAD, TÜSİAD, YASED, TİM, DEİK, Türkiye Bankalar Birliği, sigorta, finansal kurumlar ve sermaye piyasası birlikleri ile TMMOB Çevre Mühendisleri Odasının temsilcileri yer alır (Kanun m. 10/1-b). Danışma Kurulunun kararları istişari niteliktedir ve Başkanlık aracılığıyla Karbon Piyasası Kuruluna sunulur (Yön. m. 24).

IV. Yaptırım Rejimi

A. Rapor Sunmama

Doğrulanmış emisyon raporunu süresinde sunmayanlara Kanun 500.000 TL ile 5.000.000 TL arasında idari para cezası öngörmüş, cezanın tesisin kurulu kapasitesine göre nasıl kademelendirileceğini yönetmeliğe bırakmış ve ETS kapsamındaki işletmeler için cezanın iki kat uygulanmasını hükme bağlamıştır (Kanun m. 14/1). Yönetmeliğin 35. maddesi bu kademelendirmeyi yapmıştır. Yönetmelikteki tutarların Kanundaki sınırları aştığı ilk bakışta dikkat çeker; 5.000.000 TL’lik kanuni üst sınıra karşılık Yönetmelik 6.274.500 TL öngörmektedir. Bunun sebebi, Kabahatler Kanununun 17/7. maddesi uyarınca idari para cezalarının her yıl yeniden değerleme oranında artırılmasıdır. 2025 yılı için yeniden değerleme oranı yüzde 25,49 olarak ilan edilmiştir; Yönetmelikteki bütün maktu tutarlar, Kanundaki rakamların bu oranla artırılmış hâlidir (500.000 × 1,2549 = 627.450).

Onaylı izleme planı bulunmadığı için hiçbir kategoriye yerleştirilemeyen tesislerde, kurulu kapasiteye eşdeğer bir tesis ve kategori belirlenerek ilgili ceza uygulanır (m. 35/1-a-6). Kategori A tesislerin de bu cezaya tabi olması, ETS dışında kalmanın raporlama disiplininden muafiyet anlamına gelmediğini gösterir. Emisyon hacmi küçük bir sanayi işletmesi için 627.450 TL, göz ardı edilebilecek bir tutar değildir.

Raporun süresinde sunulmaması, para cezasının yanında bir de piyasa yaptırımı doğurur: İşlem Kayıt Sistemindeki hesaplarda teslim dışında işlem yapılması engellenir; bu engel rapor sunulunca kalkar, fakat para cezası yine uygulanır (Kanun m. 14/4-a). Raporunu geç sunan ETS kapsamındaki işletme, teslim yükümlülüğünü telafi yılında yerine getirir (m. 35/3).

Tablo 1. Doğrulanmış emisyon raporunun süresinde sunulmaması hâlinde uygulanacak idari para cezaları (2026 tutarları)
Tesis sınıfı (kurulu kapasiteye göre yıllık emisyon)ETS dışıETS kapsamında (iki kat)
Kategori A (≤ 50.000 t)627.450 TL—
Kategori B (50.000 – 250.000 t)1.254.900 TL2.509.800 TL
Kategori B (250.000 – 500.000 t)2.509.800 TL5.019.600 TL
Kategori C (500.000 – 2.000.000 t)4.392.150 TL8.784.300 TL
Kategori C (> 2.000.000 t)6.274.500 TL12.549.000 TL

B. İzinsiz Faaliyet

İzin almadan veya süresi biten ya da iptal edilen izinle faaliyete devam eden ETS işletmelerine uygulanacak yaptırım, işletmenin doğrulanmış raporunun bulunup bulunmamasına göre ikiye ayrılır. Doğrulanmış raporu bulunan işletmeye, son beş yılda sunulan en yüksek emisyon değerinin ton başına 5 TL’si oranında ceza verilir. Raporu bulunmayan işletmeye ise 1.000.000 TL ile 10.000.000 TL arasında ceza öngörülmüş ve kademelendirme yönetmeliğe bırakılmıştır (Kanun m. 14/4-b). Yönetmelik bu ikinci durum için altı kademe belirlemiştir: Kategori B tesislerde 1.254.900 TL’den 3.764.700 TL’ye, Kategori C tesislerde 6.274.500 TL’den 12.549.000 TL’ye kadar (m. 35/1-c). İzinsiz faaliyet kademeleri (50-100 bin, 100-300 bin, 300-500 bin ton) ile rapor sunmama kademeleri (50-250 bin, 250-500 bin ton) arasındaki farklılığın bir gerekçesi Yönetmelikte açıklanmamıştır; uygulamada aynı tesisin iki ayrı ihlal için farklı ölçeklerle değerlendirilmesi sonucunu doğuracaktır.

C. Teslim Etmeme

Sistemin asıl yaptırımı teslim yükümlülüğünün ihlaline ilişkindir. Süresinde teslim edilmeyen her bir tahsisat için, doğrulanmış raporun ait olduğu yılın son üç ayına ait birincil ve ikincil piyasa ağırlıklı ortalama fiyatlarından yüksek olanın iki katı tutarında ceza uygulanır (Kanun m. 14/4-c). Ceza nispi nitelikte olduğundan yeniden değerlemeye tabi değildir; tutarı doğrudan piyasa fiyatına bağlıdır. Yukarıda belirtildiği gibi ceza, teslim yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Bu nedenle teslim etmemenin gerçek maliyeti, fiyatın iki katı ceza ile bir sonraki yıl yine satın alınacak tahsisatın bedeli toplamı, yani yaklaşık üç katıdır. AB sisteminde ise ceza, ton başına enflasyona endeksli sabit bir tutar olarak belirlenmiştir. Türk modelinin fiyata endekslenmesi, cezanın caydırıcılığını piyasa fiyatının seyrine bağlar: Fiyat düşük kaldıkça ceza da düşük kalır.

Teslim ihlalinin en ağır sonucu, izin iptalidir. Tahsisat teslim yükümlülüğünün her yıl en az yüzde sekseninin üç yıl üst üste süresinde yerine getirilmemesi hâlinde izin iptal edilir ve üç aydan altı aya kadar yeni izin verilmez (Kanun m. 14/4-ç; Yön. m. 10/1-c). İzin faaliyetin ön koşulu olduğundan bu yaptırım, fiilen faaliyetin durdurulması anlamına gelir.

D. Genel Hükümler, Pilot Dönem İndirimi ve Yargı Yolu

Kanun kapsamındaki idari para cezaları, tebliğden itibaren üç yıl içinde tekrarlanan ihlallerde birinci tekrarda bir kat, ikinci ve sonraki tekrarlarda iki kat artırılır (Kanun m. 14/9). Bakanlık aykırılığın giderilmesi için bir defaya mahsus ve bir yılı aşmamak üzere süre verebilir; süre sonunda aykırılık giderilmezse faaliyet kısmen veya tamamen durdurulur (Kanun m. 14/10). Her bir fiil için uygulanacak ceza 50.000.000 TL’yi geçemez (Kanun m. 14/11). Bu üst sınırın da yeniden değerlemeye tabi olup olmadığı tartışmaya açıktır; Kabahatler Kanununun 17/7. maddesi “idari para cezalarını” artırmakta olup bir ceza tavanının bu kapsamda sayılıp sayılmayacağı konusunda açık bir hüküm bulunmamaktadır.

Pilot dönemde, Kanundaki yükümlülüklerin ihlali nedeniyle verilen idari para cezaları yüzde seksen indirimle uygulanır (Kanun geç. m. 1/1). İndirim, pilot dönemi bir öğrenme dönemi olarak tasarlayan kanun koyucunun tercihidir; ancak ihlali ortadan kaldırmaz. Pilot dönemde yapılan hatalar, tekerrür hesabında dikkate alınabilecektir.

İdari yaptırım kararlarına karşı idari yargıda dava açılabilir; dava açılması cezanın tahsilini durdurmaz ve tahsil Kabahatler Kanununa göre yapılır (Kanun m. 16/2-3). Kabahatler Kanununun genel kuralı idari para cezalarına karşı sulh ceza hâkimliğine başvuru olduğundan, burada özel bir yargı yolu belirlenmiş ve idari yargı tercih edilmiştir. Tahsilin dava ile durmaması, yürütmenin durdurulması talebini uygulamada daha önemli hâle getirmektedir.

E. Kanunilik İlkesi Bakımından Değerlendirme

Yaptırım rejiminin anayasal açıdan en hassas noktası, ceza tutarlarının bir kısmının yönetmelikle kademelendirilmesidir. Anayasa Mahkemesi, idari suçlarda kanunilik ilkesinin ceza hukukundaki kadar katı uygulanmasının işin mahiyetine uygun düşmeyeceğini, yasama organının ağır işleyen yapısı ve teknik hayatın hızla değişen koşulları karşısında bu ilkenin daha esnek uygulanması gerektiğini kabul etmektedir. Buna karşılık Mahkeme, son dönemdeki bireysel başvuru kararlarında, çerçevesi kanunla çizilmemiş ve doğrudan yönetmelik hükmüne dayanılarak uygulanan idari yaptırımlarda kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine hükmetmiştir.

Bu iki çizgi arasında İklim Kanununun konumu, kanaatimizce, anayasaya uygunluk yönündedir. Kanun, rapor sunmama ve izinsiz faaliyet için yaptırıma bağlanan fiili açıkça tanımlamış, cezanın alt ve üst sınırını belirlemiş ve yönetmeliğe bırakılan kademelendirmenin ölçütünü de, yani tesisin kurulu kapasitesine göre ihtiyatlı hesaplanan yıllık emisyonu, kendisi göstermiştir. Yönetmelik yeni bir fiil yaratmamakta, kanunun çizdiği aralık içinde nesnel bir ölçüte göre kademelendirme yapmaktadır. Buna karşılık Yönetmelikte Kanunda karşılığı bulunmayan bir yaptırım öngörülürse, örneğin ücretsiz tahsisat başvuru bedelinin artırımlı ödenmesi (m. 14/7) gibi bir düzenlemenin fiilen yaptırım niteliği kazandığı ileri sürülürse, bu hükmün Kanunun 14. maddesiyle ilişkisi ayrıca sorgulanabilecektir. Başvuru bedelinin bir hizmet karşılığı değil, geç kalmaya bağlanmış bir mali külfet olarak işlediği ölçüde, dayanağının Kanunda aranması gerekir.

V. Pilot Dönem: KPK/2026/1 Sayılı Karar

Karbon Piyasası Kurulu, 3 Eylül 2026’da duyurulan ilk toplantı kararıyla pilot dönemin ana hatlarını belirlemiştir. Karara göre pilot dönem 2026 ve 2027 yıllarının emisyonlarını kapsayacaktır. Pilot kapsam, elektrik üretimi, çimento, demir-çelik, alüminyum ve gübre sektörlerindeki Kategori B ve C tesislerle sınırlıdır. Bu beş sektör, SKDM’nin kapsadığı sektörlerle büyük ölçüde örtüşmektedir; hidrojen ise ayrı bir sektör olarak sayılmamıştır.

Ana faaliyeti bu beş sektör dışında olup yan faaliyet olarak elektrik üreten tesisler, yani 35.11.10.30.00 PRODCOM koduyla elektrik üreten ve ana faaliyeti pilot sektörlerde bulunmayan tesisler, pilot kapsam dışında bırakılmıştır. Böylece kendi ihtiyacı için elektrik üreten bir kâğıt fabrikası veya bir kimya tesisi, sırf elektrik ürettiği için pilot kapsama girmeyecektir. Doğal gaz ve ham petrol boru hatlarındaki basınç dengeleme ve kompresör üniteleri de pilot dönem boyunca kapsam dışındadır.

Kararın en önemli unsuru, pilot dönemi iki ekonomik aşamaya ayırmasıdır. 2026 sistem yılında yalnızca raporlama yükümlülüğü uygulanacak, fiyat mekanizması 2027 sistem yılında başlayacaktır. Pilot dönemde ücretsiz tahsisat oranı bütün sektörler için kıyas yöntemine göre yüzde yüz olarak belirlenmiştir. Kıyas değerinin hesaplanma biçimi ise sektörler arasında farklıdır. Çimento, demir-çelik, alüminyum ve gübre sektörlerinde kıyas değeri, kapsamdaki tüm tesislerin ağırlıklı genel ortalaması olarak hesaplanacaktır. Elektrik üretiminde ise kıyas değeri, her santralin geçmiş beş yıla ait ağırlıklı ortalama emisyon yoğunluğu esas alınarak santral bazında belirlenecektir.

Tablo 2. Temel tarihler
TarihOlayDayanak
09.07.2025İklim Kanununun yürürlüğe girmesiRG 32951
27.08.2026Yönetmeliğin yürürlüğe girmesiRG 33353, m. 41
03.09.2026KPK/2026/1 sayılı kararın duyurulmasıBaşkanlık duyurusu
27.10.2026Pilot kapsamdaki işletmelerin ilk İzleme Metodolojisi Planı için son gün (altı aya kadar uzatılabilir)Geç. m. 3/1
30.04.20272026 sistem yılı doğrulanmış emisyon ve faaliyet seviyesi raporları (bir aya kadar uzatılabilir)m. 29/1
2027 sistem yılıFiyat mekanizmasının başlamasıKPK/2026/1
09.07.2028Sera gazı emisyon izni alma süresinin sonu (iki yıla kadar uzatılabilir)Kanun geç. m. 1/2
Kasım 2028 son iş günü2027 sistem yılına ilişkin ilk tahsisat teslimi (Yönetmelikteki sürelerden çıkarılan tarih)m. 11/2, 14/2, 16/1

VI. Sektörel Değerlendirme

Aşağıdaki değerlendirmeler, pilot dönemin kıyas yöntemi ve Yönetmeliğin genel kuralları üzerinden yapılmıştır. Sayısal kıyas değerleri, sektörel faaliyet katsayıları ve Ulusal Tahsisat Planı henüz yayımlanmadığından, her sektör için ulaşılan sonuçlar yönü itibarıyla değerlendirilmeli, tutar olarak okunmamalıdır.

A. Elektrik Üretimi

Elektrik sektörü, pilot dönemde kıyas yöntemi diğer sektörlerden farklılaştırılan tek sektördür. Santral bazında ve santralin kendi geçmiş beş yıllık ortalamasına göre belirlenen kıyas değeri, teknik adıyla bir “tarihsel emisyon” (grandfathering) modeline çok yakındır. Kanun da ücretsiz tahsisatın tarihsel emisyon verileri veya kıyaslama değerleri nispetinde sağlanabileceğini öngörmüştür (Kanun m. 9/6). Bu modelde her santral kendi geçmişiyle kıyaslanır; kömür santrali kömür santraliyle değil, kendisiyle yarışır. Sonuç olarak santral, geçmiş ortalamasına göre verimliliğini artırırsa fazla tahsisat elde eder, kötüleşirse açık verir. Ancak kömürden gaza veya yenilenebilir kaynağa geçişi teşvik edecek sektörler arası bir fiyat sinyali oluşmaz.

Elektrik piyasasının yapısı ayrıca dikkat gerektirir. Gün öncesi piyasasında fiyat, talebi karşılayan son santralin marjinal maliyetiyle oluşur ve bu santral çoğunlukla fosil yakıtlıdır. İktisat literatüründe iyi bilindiği gibi, ücretsiz dağıtılan tahsisatın da bir fırsat maliyeti vardır; santral tahsisatı kullanmak yerine satabileceğinden, karbon fiyatını teklif fiyatına yansıtma eğilimindedir. AB sisteminin ilk dönemlerinde bu durum, ücretsiz tahsisat alan üreticilerin karbon maliyetini fiyata yansıtıp beklenmedik kazanç elde etmesi sonucunu doğurmuştu. Türkiye’de EPDK’nın belirlediği azami uzlaştırma fiyatı bu yansıtmayı sınırlayabilir; ancak fiyat tavanın altındayken karbon fiyatının piyasa takas fiyatını yükseltmesi ve bunun hidroelektrik ve yenilenebilir santraller için de ek gelir yaratması beklenir. Bu etki, elektrik tüketen bütün sanayiyi, yani ETS kapsamında olmayan işletmeleri de dolaylı olarak etkileyecektir. Elektrik piyasası mevzuatına aykırılıklarda EPDK’nın yaptırım yetkisi ayrıca saklıdır (Kanun m. 14/7).

B. Çimento

Çimento sektörünün emisyon profili, sektörü sistemin en zorlu muhataplarından biri yapar. Klinker üretiminde emisyonun büyük bölümü yakıttan değil, kireçtaşının kalsinasyonu sırasında açığa çıkan proses emisyonundan kaynaklanır. Proses emisyonu yakıt değiştirilerek azaltılamaz; ancak klinker oranının düşürülmesi, karbon yakalama gibi pahalı teknolojiler veya ürün karmasının değiştirilmesiyle azaltılabilir.

Ağırlıklı genel ortalama esasına dayanan kıyas yöntemi, çimento sektöründe verimli ve yeni fırınlarla eski ve az verimli fırınlar arasında bir servet transferi yaratacaktır. Ortalamanın altındaki tesisler fazla tahsisatı satarak gelir elde ederken ortalamanın üzerindeki tesisler açık verecektir. Kıyasın “ağırlıklı” olması, büyük üreticilerin ortalamayı belirlemede daha etkili olması demektir. Alternatif yakıt kullanımı bakımından Yönetmeliğin sınıflandırma hesabında biyokütle kaynaklı CO₂’yi dışarıda bırakması önemlidir; atıktan türetilmiş yakıtların biyojenik oranı, tesisin raporlanan emisyonunu düşürecektir. Ancak biyojenik oranın doğru belirlenmesi, akredite laboratuvar analizine bağlıdır ve doğrulama aşamasında en çok tartışılacak konulardan biri olacaktır.

Çimento pazarlarının büyük ölçüde bölgesel olması ve taşıma maliyetinin yüksekliği, karbon maliyetinin iç pazarda fiyatlara yansıtılmasını kolaylaştırır. Bu durum, aşağıda rekabet hukuku bölümünde ele alınacak olan fiyat duyuruları ve bilgi değişimi riskini de artırmaktadır. İhracat pazarları bakımından ise durum ayrışır: AB’ye yapılan ihracat SKDM’ye tabidir; AB dışı pazarlarda ise Türk çimentosu, karbon maliyeti taşımayan rakiplerle yarışacaktır. Sektörel faaliyet katsayısının karbon kaçağı riskini yansıtacak biçimde belirlenmesi bu nedenle sektör için belirleyicidir.

C. Demir-Çelik

Demir-çelik, SKDM bakımından Türkiye’nin en büyük ihracat maruziyetinin bulunduğu sektördür ve pilot dönemin kıyas tasarımından en çok etkilenecek sektör olması muhtemeldir. Türk çelik üretiminin büyük kısmı hurdaya dayalı elektrik ark ocaklarında yapılmakta, daha küçük bir kısmı ise yüksek fırın ve bazik oksijen fırını rotasını kullanan entegre tesislerde gerçekleşmektedir. İki rotanın doğrudan emisyon yoğunluğu arasında büyük bir fark vardır. Ark ocaklarının emisyonu büyük ölçüde elektrik tüketiminden doğan dolaylı emisyondur ve TR ETS yalnızca doğrudan emisyonları kapsamaktadır.

Bu noktada Kurul kararının “kapsamdaki tüm tesislerin ağırlıklı genel ortalaması” ifadesinin nasıl uygulanacağı hayati önemdedir. Kıyas değeri ürün bazında, örneğin sıvı ham demir, sinter veya elektrik ark ocağı çeliği gibi ayrı alt tesisler için ayrı ayrı hesaplanırsa, her rota kendi içinde kıyaslanır. Buna karşılık çelik sektörü için tek bir genel ortalama hesaplanırsa, ortalama iki rota arasında bir yere düşer; entegre tesisler sistematik olarak açık verirken ark ocaklı tesisler sistematik olarak fazla tahsisat elde eder. İkinci model, ark ocaklı üreticilere herhangi bir azaltım yapmadan gelir sağlayacak, entegre üreticiler üzerinde ise ağır bir yük yaratacaktır. Yönetmeliğin alt tesis mimarisi birinci modele işaret etse de Kurul kararının lafzı ikinci yoruma da elverişlidir. Usul ve esaslar yayımlanmadan bu belirsizlik giderilemeyecektir.

SKDM ile etkileşim bakımından da kritik bir nokta vardır. SKDM Tüzüğünün 9. maddesi menşe ülkede “fiilen ödenmiş” karbon fiyatının mahsubuna izin verirken, ücretsiz tahsisat veya başka bir telafi biçiminde geri verilen kısmı dikkate almaktadır. Yüzde yüz ücretsiz tahsisat alan ve açık vermeyen bir Türk çelik üreticisi, yurt içinde fiilen karbon fiyatı ödememiş sayılacağından SKDM’den mahsup edebileceği bir tutar da olmayacaktır. Başka bir deyişle ücretsiz tahsisat, iç pazarda üreticiyi korurken AB pazarında hiçbir koruma sağlamaz. Bu çelişki, yukarıda açıklanan tamamlayıcı tahsisat fiyatı mekanizmasının neden çelik ihracatçıları için özel bir önem taşıyabileceğini de açıklamaktadır.

D. Alüminyum

Alüminyum sektöründe birincil üretim ile ikincil üretim ve yarı mamul işleme arasında keskin bir ayrım vardır. Birincil alüminyum üretimi, elektroliz sürecinde anot etkisiyle perflorokarbon (PFC) gazları da açığa çıkarır; bu gazlar Kanundaki sera gazı tanımında açıkça sayılmıştır (Kanun m. 2/1-z). Türkiye’de birincil üretim kapasitesi sınırlıdır; sektörün büyük kısmı hurdanın ergitilmesi, döküm, ekstrüzyon ve haddeleme faaliyetlerinden oluşur. Bu tesislerin önemli bir bölümü 50.000 tonluk eşiğin altında kalacağından Kategori A olarak yalnızca İRD yükümlülüğüne tabi olacaktır.

ETS dışında kalmak, alüminyum işleyen imalatçıyı karbon maliyetinden kurtarmamaktadır. AB’ye ihraç edilen alüminyum ürünleri SKDM kapsamındadır ve ithalatçı, gömülü emisyonlara ilişkin doğrulanmış veri talep edecektir. Doğrulanmış veri sunamayan üretici için AB’nin varsayılan değerleri uygulanır ve bu değerler çoğu durumda gerçek emisyonun üzerindedir. Bu nedenle Kategori A’daki bir alüminyum işleyicisi için İRD yükümlülüğü, yalnızca bir idari zorunluluk değil, AB pazarındaki fiyat rekabetinin de aracıdır.

E. Gübre

Gübre sektörünün iki temel emisyon kaynağı vardır: amonyak üretiminde doğal gazın hem yakıt hem ham madde olarak kullanılmasından doğan CO₂ ve nitrik asit üretiminde açığa çıkan diazotmonoksit (N₂O). N₂O’nun küresel ısınma potansiyeli CO₂’nin yaklaşık üç yüz katı olduğundan, nitrik asit tesislerinde katalitik azaltım teknolojileri görece düşük maliyetle büyük emisyon azaltımı sağlayabilir. Bu, gübre sektörünü kıyas yönteminde fazla tahsisat elde etmeye en elverişli sektörlerden biri yapar.

Üre üretiminde amonyak üretiminden gelen CO₂’nin bir kısmı ürüne bağlanır. Yönetmeliğin sınıflandırma hesabında transfer edilen CO₂’yi dahil etmesi, bu karbonun kapsam belirlemede tesisin emisyonundan düşülmeyeceğini göstermektedir. Aynı yaklaşımın tahsisat ve teslim hesabında da benimsenip benimsenmeyeceği, izleme metodolojisine ilişkin usul ve esaslarla netleşecektir. Gübre fiyatlarının tarımsal üretim maliyetleri ve gıda fiyatları üzerindeki etkisi göz önüne alındığında, sektöre uygulanacak sektörel faaliyet katsayısının teknik olduğu kadar siyasi bir karar olması da beklenmelidir.

F. Pilot Dışında Kalan EK-1 Sektörleri

Petrol rafinasyonu, kok, cam, seramik, alçı, kâğıt ve karton ile kimya sektörlerinde faaliyet gösteren Kategori B ve C tesisler pilot dönemde fiyat mekanizmasına tabi değildir. Ancak bu tesisler bakımından iki yükümlülük şimdiden işlemektedir. Birincisi İRD yükümlülüğüdür. İkincisi ise emisyon izni yükümlülüğüdür: Yönetmeliğin 5. maddesi ETS kapsamını bütün EK-1 Kategori B ve C tesisleri olarak tanımlamakta, Kanunun geçici 1. maddesi ise ETS kapsamındaki işletmelerin 9 Temmuz 2028’e kadar izin almasını istemektedir. Pilot kapsamda olmamak, kanaatimizce izin yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Bu işletmelerin ilk İzleme Metodolojisi Planını ise birinci uygulama döneminin başlayacağı yıldan önceki takvim yılının sonuna kadar sunması gerekecektir (geç. m. 3/2). Birinci uygulama döneminin başlangıç yılı Yönetmelikte belirtilmediğinden bu süre de ancak Kurul kararıyla belli olacaktır.

Pilot dışı sektörler arasında seramik ve cam ayrı bir dikkat gerektirir. Türkiye, AB’nin önemli seramik tedarikçilerinden biridir ve seramik ürünleri SKDM kapsamında değildir. Dolayısıyla birinci uygulama döneminde bu sektörler, SKDM’de bir karşılığı olmayan bir iç karbon maliyetiyle karşılaşabilecektir. Sektörel faaliyet katsayısının karbon kaçağı riskini dikkate alacak biçimde tanımlanması (m. 4/1-hh), tam da bu tür sektörler için öngörülmüş bir araçtır. Cam sektöründe ise cam kırığı kullanımı, fırınlarda hem enerji tüketimini hem de karbonat kaynaklı proses emisyonunu azaltır. ETS ile birlikte cam kırığının ekonomik değerinin artması beklenmelidir; bu da aşağıda değinilecek olan rekabet hukuku riskleriyle doğrudan bağlantılıdır.

Kâğıt sektöründe biyokütle kullanımının yaygınlığı, biyokütle kaynaklı CO₂’nin hesap dışı tutulması sayesinde sektörün raporlanan emisyonunu önemli ölçüde düşürecektir. Rafinerilerde ise hidrojen üretimi ve proses emisyonları, sektörü hem çok sayıda alt tesis tanımlamaya hem de karmaşık bir izleme metodolojisine zorlayacaktır.

G. Dolaylı Etkilenen Sektörler

ETS’nin etkisi kapsamdaki tesislerle sınırlı kalmayacaktır. Karbon maliyeti, tedarik zinciri boyunca ilerleyerek çelik, alüminyum, çimento ve elektrik kullanan bütün sektörlere ulaşacaktır.

Otomotiv sektörü bu zincirin en açık örneğidir. Bir otomobilin ağırlığının önemli bir kısmını çelik ve alüminyum oluşturur. Ana sanayi, çelik ve alüminyum tedarikçilerinin karbon maliyetini fiyata yansıtmasıyla karşılaşacaktır. Bunun yanında AB’ye araç ve parça ihraç eden üreticiler, müşterilerinden gelen kapsam 3 emisyon verisi taleplerine, Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları kapsamındaki raporlama yükümlülüklerine ve SKDM’nin ileride aşağı akış ürünlerine genişletilmesi ihtimaline hazırlanmak durumundadır. Bu nedenle otomotiv sektöründe tedarik sözleşmelerinin karbon maliyeti ve emisyon verisi bakımından yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir.

İnşaat ve taahhüt sektörü, çimento ve inşaat demiri maliyetleri üzerinden etkilenecektir. Kamu ihale sözleşmelerinde fiyat farkı formüllerinin karbon maliyetini nasıl yansıtacağı, ilgili endekslerin bu maliyeti ne ölçüde içereceğine bağlıdır.

Finans sektörü bakımından tahsisatların teminat konusu yapılamaması, bankaların ETS kapsamındaki şirketlere kredi verirken tahsisat açığını bir risk kalemi olarak değerlendirmesini, fakat tahsisat fazlasını bir teminat olarak kullanamamasını beraberinde getirir. Proje finansmanı sözleşmelerinde karbon maliyetine ilişkin taahhütler ve olaylar listesi bu yeni riski yansıtacak biçimde güncellenmelidir.

Son olarak, Kategori A’da kalan enerji yoğun KOBİ’ler, piyasa yükümlülüğü taşımamakla birlikte hem raporlama cezası riskiyle hem de artan elektrik ve ham madde maliyetleriyle karşılaşacaktır. Bu işletmeler için ETS’nin en somut sonucu, belki de doğrudan bir karbon faturası değil, tedarikçilerinden gelen fiyat artışları olacaktır.

VII. Sözleşmeler Hukuku Bakımından Sonuçlar

A. Karbon Maliyetinin Aktarılması ve Uyarlama

Uzun süreli bir tedarik sözleşmesinde satıcı, ETS’nin getirdiği yeni maliyeti alıcıya yansıtmak isteyecektir. Sözleşmede buna imkân veren bir hüküm yoksa akla gelen ilk yol, Türk Borçlar Kanununun 138. maddesinde düzenlenen aşırı ifa güçlüğü nedeniyle uyarlamadır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, uyarlama için dört koşulun birlikte gerçekleşmesini aramaktadır: sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durumun borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkması, bu durumun sözleşme anındaki olguları borçlu aleyhine ifanın istenmesi dürüstlük kuralına aykırı düşecek ölçüde değiştirmesi ve borçlunun borcunu henüz ifa etmemiş ya da haklarını saklı tutarak ifa etmiş olması. Genel Kurul, uyarlamanın temelinin Türk Medeni Kanununun 2. maddesindeki dürüstlük kuralı olduğunu ve kurumun işlem temelinin çökmesine ilişkin bulunduğunu vurgulamıştır. Yargıtay ayrıca sözleşmeye müdahalenin istisnai, ikincil ve yardımcı nitelikte olduğunu, aksi hâlde irade özgürlüğü ve sözleşmeye bağlılık ilkelerinden sapma tehlikesinin doğacağını ifade etmektedir. Öğretide de uyarlamanın daha çok tarafların hak ve borçlarının içeriğinin değiştirilmesi şeklinde gerçekleştiği kabul edilmektedir.

Karbon maliyeti bakımından en zor koşul öngörülemezliktir. Türkiye, Paris Anlaşmasını 2021’de onaylamış ve 2053 net sıfır hedefini açıklamış, ETS’yi öngören İklim Kanunu Temmuz 2025’te yürürlüğe girmiş, Yönetmelik taslağı da aynı yaz kamuoyuyla paylaşılmıştır. Yargıtay, tacir olan borçlunun fiyat artışlarını öngörerek sözleşme yapması gerektiğini, bu nedenle fiyat artışlarının kural olarak mücbir sebep sayılamayacağını ve ancak artışın öngörülemez sınırlarda gerçekleşmesi ve edim dengesinin aşırı bozulması hâlinde uyarlamanın gündeme gelebileceğini kabul etmektedir. Benzer şekilde ekonomik koşullardaki değişikliğin tacir bakımından öngörülemez sayılamayacağı gerekçesiyle uyarlama talebinin reddi onanmıştır. Tacirin her türlü ticari faaliyetinde basiretli bir iş insanı gibi davranma yükümlülüğü de bu değerlendirmeyi güçlendirir. Bu içtihat ışığında, kanaatimizce, İklim Kanununun yürürlüğe girdiği 9 Temmuz 2025’ten sonra kurulan ticari sözleşmelerde karbon maliyetinin öngörülemez olduğu savunulamaz. Daha önce kurulmuş uzun süreli sözleşmelerde ise öngörülemezlik tartışılabilir; ancak bu kez de edim dengesinin aşırı bozulması koşulunun ispatı güçleşir. Pilot dönemde yüzde yüz ücretsiz tahsisat uygulanacağından, ortalamanın üzerindeki tesisler dışında karbon maliyeti sınırlı kalacaktır.

Mevzuat kaynaklı bir maliyet artışının uyarlamaya etkisi konusunda yakın tarihli bir Hukuk Genel Kurulu kararı ayrıca dikkat çekicidir. Asgari ücretteki beklenenin üzerindeki artışa dayalı bir uyarlama davasında Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, asgari ücretin kamu düzenine ilişkin olduğunu, sözleşmede fiyat farkı ödenmesinin önüne geçen hükümlerin bu nitelikle bağdaşmayacağını belirterek sözleşmenin uyarlanması gerektiği gerekçesiyle kararı bozmuştur. Bölge adliye mahkemesinin direnmesi üzerine Hukuk Genel Kurulu, direnme kararını değişik gerekçeyle uygun bulmuş; Özel Dairenin yalnızca kamu düzeni gerekçesine dayandığını, uyarlama koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğini ise incelemediğini tespit ederek dosyayı bu yönden inceleme yapılmak üzere Daireye göndermiştir. Karar, düzenleyici bir maliyet artışının kendiliğinden uyarlama sebebi olmadığını, uyarlamanın her durumda TBK 138’in koşullarına göre ayrıca incelenmesi gerektiğini teyit etmektedir. Asgari ücretin işçinin korunmasına yönelik kamu düzeni niteliği, karbon maliyetinde bulunmadığından, 6. Hukuk Dairesinin bozma gerekçesinin karbon maliyetine taşınması da mümkün görünmemektedir.

Sözleşmenin türü de sonuca etki eder. Hukuk Genel Kurulu, TBK 138’in genel bir hüküm olduğunu, uyarlamaya ilişkin özel bir düzenleme bulunduğunda o hükmün uygulanacağını, örneğin götürü bedelli eser sözleşmelerinde TBK 480’in esas alınacağını belirtmiştir. Uyarlamanın koşulları gerçekleştiğinde ise hâkim, edim yükünü azaltma, karşı edimi artırma, vadeleri veya ifa tarzını değiştirme gibi uygun bulduğu her yolla, hatta davacının talebinde öngörmediği bir biçimde uyarlama yapabilir.

Bu tablo, uyuşmazlığa kalmadan sözleşme tasarımıyla sorunu çözmenin önemini gösterir. Karbon maliyetinin tedarik zincirinde nasıl paylaşılacağı, uyarlama davasının belirsizliğine bırakılmamalıdır. Sözleşmelerde en azından şu hususların düzenlenmesi önerilir: karbon maliyetinin hangi formülle ve hangi fiyat endeksine göre yansıtılacağı; satıcının aldığı ücretsiz tahsisatın ve olası tahsisat fazlasının bu hesaba nasıl yansıyacağı; SKDM ve Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları için gereken doğrulanmış emisyon verisinin hangi sürede ve hangi doğrulama düzeyinde sağlanacağı; mevzuat değişikliği hâlinde fiyatın yeniden müzakeresi ve Yönetmeliğin 38. maddesi uyarınca Başkanlığın mücbir sebep erteleme kararlarının sözleşmedeki mücbir sebep hükmüyle ilişkisi.

B. Şirket Devralmaları

ETS, birleşme ve devralma işlemlerinde hukuki inceleme kapsamına yeni başlıklar eklemiştir. Yukarıda açıklandığı üzere tesisin mal varlığı devri yoluyla el değiştirmesinde yeni işletme, önceki işletmenin Yönetmelik kapsamındaki bütün mükellefiyetlerini kendiliğinden devralır (m. 34/5). Tasfiye ve konkordato da teslim yükümlülüğünü sona erdirmez (Kanun m. 9/10). Bu nedenle alıcı, tesisin emisyon izni durumunu, izleme planının ve İzleme Metodolojisi Planının onay durumunu, geçmiş yıllara ait doğrulanmış raporları ve doğrulayıcı bulgularını, telafi yılına aktarılmış teslim açığını, Başkanlıkla süren uyuşmazlıkları ve tekerrür hesabına esas alınabilecek geçmiş ihlalleri incelemelidir. Devir sözleşmesinde ise devir tarihinden önceki sistem yıllarına ait teslim yükümlülüklerinin satıcıda kalacağına dair bir tazmin hükmü ve bu yükümlülükler için bir bedel tutma veya emanet mekanizması öngörülmesi yerinde olacaktır. İdareye karşı yükümlülük alıcıya geçse de taraflar arasındaki iç ilişkide yükün kime ait olacağı sözleşmeyle belirlenebilir.

VIII. Rekabet Hukuku Bakımından Riskler

A. Kıyas Değerlerinin Belirlenmesi ve Bilgi Değişimi

Pilot dönemde elektrik dışındaki sektörlerde kıyas değerinin kapsamdaki tüm tesislerin ağırlıklı genel ortalaması olarak hesaplanması, her tesisin tahsisatını rakiplerinin performansına bağlamaktadır. Bu durum, sektör derneklerinin kıyas değerlerine ilişkin ortak görüş oluşturmak üzere üyelerinden tesis bazında üretim, kapasite, yakıt tüketimi ve emisyon yoğunluğu verisi toplaması için güçlü bir teşvik yaratır. Oysa üretim miktarı, kapasite kullanımı ve birim maliyet, rekabet hukukunda rekabete hassas bilgi olarak kabul edilen verilerdir.

Rekabet Kurulu, rakipler arası bilgi değişiminin rekabeti kısıtlayıcı etkisinin pazarın yoğunlaşma derecesine, şeffaflığına ve istikrarına ve paylaşılan bilginin niteliğine bağlı olduğunu, bilgi değişiminin teşebbüs birlikleri gibi üçüncü kişiler aracılığıyla dolaylı olarak da gerçekleşebileceğini kabul etmektedir. Kurul, geleceğe yönelik bilgi değişimlerinin rekabeti kısıtlama amacı taşıdığını, geçmişe dönük verilerle birlikte güncel verilerin dinamik biçimde paylaşılmasının da koordinasyona yol açabileceğini vurgulamaktadır. Beyaz et sektöründe rekabete hassas bilgi değişimi iddiasıyla yürütülen soruşturmada birden fazla teşebbüs uzlaşma yoluyla sonuçlandırılmıştır.

Buna karşılık Kurul, sektör düzeyinde bilgi paylaşımının belirli koşullarla kabul edilebileceğini de göstermiştir. Otomotiv Sanayii Derneğinin kamuya sunduğu bilgilerin kapsamının genişletilmesine ilişkin menfi tespit ve muafiyet başvurusunda Kurul, dernek aracılığıyla yapılacak paylaşımı paylaşılan verinin niteliği, toplulaştırma düzeyi ve güncelliği bakımından ayrıntılı biçimde değerlendirmiştir. Bu karar, ETS kapsamındaki sektörler için bir yol haritası sunar: Kıyas değerlerine ilişkin ortak çalışmalarda veriler bağımsız bir üçüncü kişi tarafından toplanmalı, derneğe ve üyelere yalnızca toplulaştırılmış ve tesis kimliği anlaşılamayacak sonuçlar iletilmeli, geleceğe yönelik üretim ve yatırım planları paylaşılmamalıdır. Tesis bazında verinin yalnızca Başkanlığa sunulması, rekabet hukuku bakımından en güvenli yoldur. Sektör derneklerinin ETS toplantılarının gündem ve tutanaklarla kayıt altına alınması da ayrıca önerilir.

B. Fiyat Duyuruları ve Karbon Maliyetinin Eşzamanlı Yansıtılması

Karbon maliyeti bütün rakipleri aynı anda etkileyen ortak bir maliyet unsurudur. Rakiplerin bu maliyeti fiyatlarına bağımsız biçimde yansıtması hukuka uygundur. Ancak “karbon maliyeti nedeniyle yüzde X zam” gibi kamuya açık veya sektör içi duyurular, rakiplere gelecekteki fiyat davranışına ilişkin sinyal verme işlevi görebilir. Kurul, bir teşebbüsün uyguladığı veya uygulamayı düşündüğü politikayı rakibine açıklamasını ihlal sonucunu doğuran durumlara örnek olarak göstermektedir. Bölgesel ve yoğunlaşmış pazar yapısıyla çimento ve hazır beton sektörleri bu bakımdan özellikle hassastır; Kurul, hazır beton pazarında ortak satış ve rekabete duyarlı bilgi paylaşımını daha önce ihlal olarak değerlendirmiştir.

Karbon azaltımına yönelik girdilerin pazarları da yeni rekabet sorunlarına sahne olabilir. Cam kırığı bunun tipik örneğidir: Cam fırınlarında cam kırığı kullanımı emisyonu düşürdüğünden, ETS ile birlikte cam kırığına olan talep ve bu girdinin stratejik önemi artacaktır. Rekabet Kurulu, cam kırığı fiyatlarının tespiti, bölge ve müşteri paylaşımı ve rekabete hassas bilgi değişimi iddialarını yakın tarihte incelemiştir. Benzer inceleme konuları hurda, alternatif yakıt ve biyokütle tedarik pazarlarında da gündeme gelebilecektir.

C. Tahsisat Piyasasında Hâkim Durum ve Piyasa Bozucu Davranış

Piyasa katılımcılarının yalnızca ETS kapsamındaki işletmelerden oluşması ve pilot dönemde kapsamın beş sektörle sınırlı olması, tahsisat piyasasının sığ olacağını göstermektedir. Sığ bir piyasada büyük bir tahsisat fazlasına sahip bir teşebbüsün satış yapmayarak rakiplerinin tahsisat açığını pahalılaştırması, rakip olduğu ürün pazarında onları dezavantajlı duruma düşürmenin bir aracı olabilir. Böyle bir davranış, hem 6446 sayılı Kanunun 16. maddesi anlamında piyasa bozucu davranış hem de 4054 sayılı Kanunun 6. maddesi anlamında hâkim durumun kötüye kullanılması olarak değerlendirilebilir. İki rejimin aynı fiile uygulanması hâlinde ortaya çıkacak yetki ve yaptırım çakışması, EPDK ile Rekabet Kurumu arasında bir işbirliği protokolüyle önceden çözülmelidir.

IX. Sonuç

Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi Yönetmeliği, on yıldır işleyen izleme ve raporlama rejiminin üzerine bir fiyat mekanizması eklemiş, ancak bu mekanizmanın ekonomik ağırlığını belirleyecek kararları büyük ölçüde Karbon Piyasası Kuruluna ve alt düzenlemelere bırakmıştır. Yoğunluk esaslı üst sınır, kıyas yöntemine dayalı ücretsiz tahsisat ve pilot dönemde yüzde yüz ücretsiz tahsisat tercihleri, sistemin ilk yıllarda sanayi üzerinde toplam bir maliyet yükü yaratmaktan çok, aynı sektör içindeki tesisler arasında bir yeniden dağıtım yapacağını göstermektedir. Ortalamanın altında emisyon yoğunluğuna sahip tesisler kazanacak, üzerindekiler ödeyecektir. Bu, sistemin zayıflığı değil, tasarımının özüdür.

Sistemin asıl gerilimi SKDM ile ilişkisindedir. Ücretsiz tahsisat iç pazarda üreticiyi korurken, SKDM mahsubu bakımından fiilen ödenmiş bir karbon fiyatı yaratmadığı için AB pazarında hiçbir koruma sağlamaz. Tamamlayıcı tahsisat fiyatı mekanizması bu gerilimi gidermeye yönelik bir araç olarak okunabilir; ancak mekanizmanın ayrıntıları ve AB tarafından nasıl değerlendirileceği henüz belli değildir.

Hukuki açıdan ise üç konu öne çıkmaktadır. Birincisi, kritik parametrelerin alt düzenlemelere bırakılması ve pilot kapsamın İzleme Metodolojisi Planı süresinin başlamasından sonra açıklanması, hukuki güvenlik ilkesi bakımından sorunludur; en azından sürelerin uzatılması yoluyla giderilmelidir. İkincisi, yaptırım rejimi kanunilik ilkesiyle genel olarak uyumlu olmakla birlikte, Kanunda karşılığı bulunmayan mali külfetlerin yaptırım niteliği kazanıp kazanmadığı ayrıca denetlenmelidir. Üçüncüsü, sistemin özel hukuk ve rekabet hukuku sonuçları, idari yükümlülüklerden daha az görünür fakat en az onlar kadar önemlidir. Karbon maliyetinin tedarik zincirinde nasıl paylaşılacağı uyarlama davalarına bırakılmamalı, sözleşmelerle düzenlenmelidir. Kıyas değerlerinin sektör ortalamasına bağlanması ise rakipler arasında yeni bir bilgi değişimi kanalı açtığından, sektör derneklerinin faaliyetleri rekabet hukuku bakımından özenle yapılandırılmalıdır.

2026, fiyatın değil verinin yılıdır. Bu yıl doğru kurulan izleme metodolojisi, 2027’den itibaren işletmenin tahsisat pozisyonunu, dolayısıyla karbon maliyetini belirleyecektir. Hazırlığını bugün yapmayan işletme, maliyetini yarın ödeyecektir.

Hazırlayanlar

  • Kurucu Ortak

    Ömer Faruk Karagüzel

  • Kıdemli Avukat

    Sıla Coşkunoğlu

  • Kıdemli Avukat

    Zeynep Merve Kaya

  • Avukat

    Hazel Baş

  • Avukat

    Emine Tamgüç